Antik Kentler Gezisi – S02E08 – Fethiye-Kaş

Sabah kalkınca bir gece daha kalmayıp Kaş’a geçmeyi planladım, sonuçta daha görecek çok yer var ve yorgun değilim henüz. Kahvaltıyı Fethiye içinde yaptıktan navigasyon yardımıyla kolay bir şekilde sonraki durağım olan Tlos Antik Kenti’ne ulaştım. Yollar genel olarak iyi durumda, hiç sorun yaşamadım.

Tlos Antik Kenti, tiyatro, henüz kazılmakta olan bir stadyum, bolca kaya mezarı, tepede bir kale kalıntısı sunuyor. Stadyumun kazı çalışmalarını izlemek heyecanlı idi, bakalım nasıl bir şey çıkacak. Önce tepeye çıkıp kale kalıntılarını ve kaya mezarlarını gezdim. Kale, Bizans ve Osmanlı tarafından da kullanılmış, en tepesine kadar çıkıp manzarayı fotoğrafladım. Tepeden inerken kazı çalışmaları devam eden stadyuma baktım, tepeden stadyum ve agora oldukça belirgin. Tepenin yamaçlarında kayalara oyulmuş bir çok mezar var, bazılarının üstleri kapatılmış durumda.

Tlos Kale
Tlos Kale kalıntıları
Tlos Kaya mezarlar
Tepeden agora, stadyum ve tiyatro
Tlos stadyum

Mezarlardan sonra yasak olmasına rağmen tiyatroya girdim 🙂 Bazı kısımları çökmüş olsa da yapı yüzyıllardır ayakta duruyor. Benim tiyatroya girdiğimi gören bir kaç yaşlı İngiliz turistte tel örgülerden atlayıp gezinmeye başladı. Ben girmesem onlar da girmeyecekti belki. Turistlerle sohbet ederken Pinara şehrinin gezmesinin kolay olduğunu öğrenince normalde planımda olmayan bu kenti de gezmeye karar verdim. Magnetimi de aldıktan sonra yolumun üzerindeki Pinara antik kentine doğru devam ettim.

Tlos tiyatro
Tlos tiyatro sahnesi

Pinara’nın olduğu Minare köyüne ulaşmak için D400 karayolunda ilerleyip Eşen ilçesine gelmeden Arifler köyüne saptım. Burada basit bir hata yapmışım, bir sonraki girişten girsem Arifler köyüne girmeden de direkt olarak Minare’ye ulaşabilirmişim. Arifler köyünün yolu oldukça dar ve kötü, Minare yolu ise harika durumda. Muğla İl Özel idaresi çalışmış ve geçen yıl, köyden Pinara ‘ya kadar olan virajlı yolu hem genişletmiş hem de taş döşemiş böylece antik kent daha kolay ulaşılır hale gelmiş. Söylendiğine göre eskiden çıkamayan tur otobüsleri artık antik kente kadar çıkabiliyormuş.

Antik kentin görevlileri ile konuştum, dinlenirken biraz sohbet ettik, semaverde yaptıkları çaydan ikram ettiler, yürüyüş parkurunu sordum. Xanthos kentinden ayrılan yaşlıların kurduğu söylenen Pinara antik kentinde görülebilecek iki alan varmış, bir tanesi Kragos dağının eteklerinde bulunan yüzlerce kaya mezarının, antik tiyatronun ve hamam kalıntılarının bulunduğu bir alan, daha yukarıda ise agora, odeon ve agora. Odeonun ve agoranın olduğu bölgeye yürümenin zor olduğu ve bir önceki gün yağan yağmurdan dolayı zor olacağı söylendiği için yukarı çıkmadım sadece aşağıdaki alanı gezdim. Kaya mezarlarının olduğu yerden 17km daha yürürseniz Babadağ’ın zirvesine ulaşabiliyorsunuz. Bu arada burada hayatımın en suratsız turistleri ile tanışmış olabilirim :))

Kaya mezarlarına ulaşmak yürünmesi gereken kayalık ve ormanlık yol biraz zorlu, ayakkabıları buna göre seçmek gerekiyor. Muhtemelen antik dönemlerde yaşanan depremler koca koca kayalar devrilip aşağı kadar sürüklenmiş. Biraz keçileri takip ettim biraz taştan taşa atladım bazı mezarları gezdim, yorulunca da aşağı inip tiyatroyu görmeye karar verdim.

Pinara Kaya mezarları
Pinara kaya mezarları
Şu karşıdaki tepenin her yerinde kaya mezarları var

Pinara antik tiyatrosuna ulaşmak çok kolay, araç yolundan devam eden toprak yolda 300m sonra sağa ayrılan patika yoldan tiyatroya ve önündeki boş yeşil alana ulaşılıyor. Doğal bir yamaca yaslandırılmış olan tiyatro oldukça sağlam durumda sadece sahne binası yıkılmış. Tiyatroda biraz gezinip üstten de fotoğraflarını çektikten sonra tekrar antik kent girişine dönüp yola çıkmadan önce bir çay daha 🙂

Pinara tiyatrosu
Pinara tiyatro sahne girişi

D400 üzerinde Fethiye’den Kaş’a doğru giderken olan bölgede çok sayıda antik kent var, Xanthos / Tlos / Letoon / Patara bunlardan en bilinenleri. Karayolundan 15km içerideki Sidyma antik kenti tabelalarını gördüm ama önce Letoon gezip Kaş’a ulaşmam gerekiyordu, şimdilik seni pas geçtim Sidyma, başka bir zaman görüşürüz.

Letoon bir antik kent değil bir kutsal alan aslında. Kent düz bir alanda kurulmuş ve 3 tane tapınağı var, şehre ismini veren Leto, Artemis, Apollon. Bu tapınaklardan sadece Leto’nun 2-3 sütunu ayakta kalmış diğer tapınakların maalesef sadece kaidesi duruyor. Alan içerisindeki su kaynağı antik dönemlerde kutsal sayıldığı için tapınak ve kiliseler su kenarına yapılmış. Bugün su hala duruyor. Tapınaklarda kullanılan taşlardaki işçilik mükemmel.

Letoon tapınaklar (Soldan sağa, Apollon-Artemis-Leto)
Letoon tapınaklar (Uzaktan yakına, Leto-Artemis-Apollon)

Tapınaklardan sonra tiyatronun tünelden geçerek tiyatroya girdim, her ne kadar bazı kısımları yıkılmış olsa da büyük oranda sağlam kalmış.

Tiyatrodan sonra da kilise kalıntısını gezdim. Kilisenin girişindeki yazıttan Bizans dönemi bir kilise olduğu anlaşılmış, yerde muhtemelen mozaikler varmış ama ya bozulmuş ya da hala toprak altında olmalı.

Letoon Kilise yazıtı
Letoon mozaikler

Letoon’u da gezdikten sonra kalacak yer olarak kendime Kaş planlamıştım artık yolum belli. Kalkan-Kaş arasındaki yol hem virajlı hem de deniz manzaralı çok güzel bir yol. Yolların boş olması ile birlikte çok keyifli bir yolculuk yaptım.

Kaş’a girdikten sonra ilk iş karın doyurmak, bunun için de ev yemekleri olan bir lokanta buldum, ortalama olan bu lokantadan ben memnun ayrıldım. Daha sonraki iş kalacak kamp yeri aramak. Kaş şehir içinden hem gezmek hem de kamp yeri aramak için yarımadayı turladım, buradaki kamp alanı çok tuzlu gelince tekrar şehir içine döndüm. Marina karşısındaki kamp alanlarından Evren Kamping hem uygun fiyatlı, hem şehre yakınlığı, hem konuk kitlesi, hem de olanakları ile mantığımı, işletmecilerinin hoş sohbetliği ile de kalbimi çaldı desem yeridir. İşletmecisi Evren sağolsun çok yardımcı oldu, motosikleti kamp alanının içine yaptırdığı beton yokuştan soktuktan sonra, manzaralı bir çadır alanına yerleştim.

Kalkan manzara
Evren Camping ‘de çadır manzaram
Kamp alanının manzarası

Ben kamp alanına park ederken üzerindeki bayraklardan Avustralyalı olduğu belli bir motosiklet daha vardı, çadırı kurarken 1-2 motosiklet sesi daha duymuştum. Eşyalar için motosikletin yanına gittiğimde ise Türkiye’yi dolaştıklarını ve Alman olduklarını öğrendiğim, aslında yemek yediğim lokantada da karşılaştığım 2 motosikletli ile tanıştım. Birinde CRF250L diğerinde ise CB500X vardı. Biraz gezi planlarından, biraz motosikletlerden vs konuştuk.

Kaş’ta 2 gece kalma konusunda kararsızdım, bir sonraki gün yolumun üzerinde sadece Simena Kalesi var. Kamp alanında bira satılmıyor en yakın bira ise marina içindeki Migros, mükemmel lokasyon 🙂 Gidip bira ve çerez aldım, biramı yudumlarken de bir yandan gezi notlarını yazarken bir yandan da bir gün sonrası için planlar yaptım. Kaldığım kamp alanından her anlamda (temizlik, sessizlik, ulaşım kolaylığı, olanaklar ve en önemlisi güleryüz) memnun kaldım, Kaş’a daha önce olan önyargımı kıran sebeplerden biri oldu Evren Kamping, her zamanki gibi, yine gelecek ben 🙂

Fethiye – Kaş rotam;

Fethiye – Kaş rotası

Sonraki gün sabah erken uyanmama rağmen, güneş çadıra vurup çekilmez hale gelene kadar çıkmadım. Daha sonra motosikletin yanına gittiğimde Alman gezginlerle Kaş’a gidip kahvaltı yapmaya karar verdik, atladık motosikletlere. Almanlardan bir tanesi kahvaltıdan sonra Kuşadası’na dönmek zorunda kaldı, diğeri ise Kaş’ta bir kaç gün daha kalıp plaja gideceğini söyledi. Kahvaltıdan sonra ben de gün içerisinde ne yapacağıma da karar verdim, dağ yolundan Elmalı yönüne sürüp, Arykanda ve Limyra antik kentlerini gezip Elmalı-Finike yolundan Kaş’a dönmek. Normalde bu antik kentleri Kaş’tan Antalya’ya doğru giderken yol üzerinde gezecektim.

Kaş ‘tan çıkıp Elmalı yolundan Kasaba-Dirgenler-Karadağ köylerinden geçtim. Dağbağ köyü civarında yol oldukça yükseklere çıkıyor ve bir çok viraj var, Çamlıbel köyünden sonra ise hem virajlar azalıyor hem de yükseklik ama yol kalitesi hiç düzelmiyor, asfaltı iyi değil. Köy yolları Arif köyünün hemen öncesinde Finike-Elmalı karayoluna (D635) bağlanıyor ki Arykanda antik kenti zaten Arif köyünün tepelerinde. Tepeye çıkmak için köy içinden dar ve mıcırlı bir yoldan ilerleniyor.

Antik kent girişinde bir kulübe var ancak kimsecikler yok, kulübenin arkasındaki tuvalette yüzümü yıkayıp serinledikten sonra botlarımı değiştirip, yanıma su alarak gezmeye başladım.

Arykanda bu kadar yükseklerde olduğu için çok sayıda saldırıdan kurtulmuş. Tiyatro, odeon, stadion, bazı tapınak kalıntıları, hamam kalıntıları oldukça belirgin. Tiyatrosu çok sağlam iken odeon arkeologlar tarafından hazırlanmış bazı desteklerle sağlamlaştırılmış.

Arykanda tiyatrosu
Arykanda odeonu
Arykanda mezar lahiti
Arykanda hamamı ve manzarası
Agora

Şehri gezmek çok zor değil ancak üst kısımlardaki stadion ve bouleterion bölgesine çıkmak yorabiliyor ama stadiondan görülen manzara buna değiyor. Kazı çalışmaları yanısıra şehrin gezilebilmesi için yukarıya çıkan merdivenler yapılmış, az da olsa iyi geliyor merdivenlerden çıkmak ve inmek. Hava öğlen sıcağı olduğu için gölgelerden yürümeye hatta fotoğrafları bile gölgeden çekmeye çalıştım.

Arykanda stadyumu
Arykanda tapınak

Arykanda’yı gezdikten sonra bir sonraki antik kent olan Limyra’ya gitmek için Elmalı-Finike karayolundan ilerledim. Ara ara yol çalışması olan, bazı yerlerde tek şeride düşen bu yol normalde çift şeritli bölünmüş bir yol. Zorluklarla çıktığım tepelerden yokuş aşağı hızlı bir şekilde indim.

Limyra antik kenti Finike’ye 3-4km mesafede düz bir arazide kurulu. Köy yolu antik kenti ikiye bölmüş durumda, bir tarafta tiyatro, hamam ve kaya mezarları diğer tarafta ise diğer yapılar var. Kentin girişinde bir kulübe ve telefon numarası vardı aradım ama açan olmayınca ben de önce tiyatroya daldım 🙂

Limyra Hamam

Tiyatrosu güzel ve sağlam, sadece oturma kısımların en üstündeki kemerli tünellerin bazı kısımları yıkılmış diğer bölümleri ise iyi durumda, belirgin bir sahne yapısı yok. Ben genel olarak tiyatrosunu çok beğendim, özellikle de kemerli tünellerini.

Limyra Tiyatrosu
Limyra tiyatro giriş tünelleri

Tiyatroyu gezdikten sonra kaya mezarlarına göz attım daha sonra da yolun karşısına geçip kalan kısımlarını gezdim. Burada çok büyük bir mezarın kalıntıları, Ptolemaion adında ne olduğunu anlamadığım anıtsal bir yapı ve diğer kalıntılar var. Şehrin en önemli özelliği içinden bir dere geçiyor olması. Oldukça berrak ve soğuk bir suyu olan dereye girmek yasaklanmış, meğer eskiden suya giriliyormuş, hatta antik kentte piknik dahi yapılıyormuş.

Mezar sütunu
Ptolemaion
Limyra içinde dere

Antik kentte çok oyalanmadan dönüşe geçtim, bol virajlı ve zorlu bir dönüş yolu beni bekliyor. Güzel ve kaliteli asfaltı olan Finike-Demre arası yol, manzarasıyla ve çok sayıdaki virajıyla ünlü ama yorucu. Viraj üstüne viraj dönerken kamyon arkasına düşerseniz işler karışıyor, otomobil sürücüleri sabırsızlanıp tehlikeli sollamalara kalkışıyor. Demre’ye gelmeden önce bir burunda çok güzel manzarası olan bir cafe var, geçen yıl da burada durup çay içmiştim yine durdum, çay/tost yaptım. Tostun içine koydukları salçadan mı yoksa açlıktan mı bilmiyorum ama çay ile mükemmel bir ikili oldular. Yemekten sonra da kendini bekçi köpeği zanneden siyah bir ufaklık ile oynadım bolca 🙂 Sonra yine virajlar, virajlar, sonra Kaş manzarası ve dönüş.

Finike-Demre arasında Vites Burnu manzarası

Akşama kadar dinlenme ve yemek sonrasında Alman elemanla Kaş merkeze yürüdük, burada bir barda bira içip onun arkadaşlarının da gelmesini bekledik. Asker koğuşu gibi toplulukta biralar, goygoy, motosiklet vs derken gecenin bir yarısı kampa geri döndük. Sabah rotam Olimpos.

Günün rotası;

Kaş-Arykanda-Limyra-Kaş rotası

Leave a Reply

Your email address will not be published.