Antik Kentler Gezisi – S01E02

Sabah cantalari birakip sehirden 20km uzakta olan Gulluk Tabiat Parki icerisindeki Termessos antik kentine dogru yola ciktim. Yolda bir benzin istasyonunda durup telefonu kontrol ederken, sirketin verdigi telefonu betona dusurup ekraninin kirilmasina sebep oldum, artik telefon kullanilamaz durumda. Neyse ki 2. telefonumun sarji var, navigasyona onunla devam ettim. Milli parka girdikten sonra, bir kac km dar ve virajli bir yoldan tırmanış ile milli parkin piknik alanlarindan birine geliniyor. Burada otopark, bir kac tahta piknik masasi var, WC var. Bu noktadan sonra Termessos antik kentine ulasmak icin yaklasik 30 dakikalik zorlu bir dag yuruyusu var. Dik ve yesilliklerle dolu bir patikadan yurunuyor, ara ara dinlenmek icin banklar var. Yol boyunca antik kentin giris yapilarini, sehir duvarlarini gormek mumkun.

Termessos ‘a cikarken manzara

Termessos’a ulasmak zor olsa da, ulasinca gorulecek manzara bence nefes kesici. Cok buyuk olmayan kentin kismi ayakta duran tiyatrosunun manzarasi super. Kentte tiyatro disinda saglam kalmis yapi sayisi fazla degil, sarniclarin bir kismi, hamamlarin sutunlari, surlarin parcalari gorulebiliyor. Antik zamanlarda insanlarin bu doga sartlarinda yasadigi ve bir kent kurduklarini dusunmek garip geliyor. Yasam o zamanlar cok zor olsa gerek.

Termessos antik tiyatro

Termessos antik hamam kalintilari

Kentten inis cikisa gore cok kisa suruyor elbette, piknik masalarina inip dinlenip Antalya merkeze geri donerken saat erken oldugu icin Perge ‘ye gitmeye karar verdim. Perge duz bir alanda kurulu oldugu icin gezmesinin daha kolay olmasini bekliyorum ama hava sicakligi sebebiyle cok kolay olmayacak gibiydi. Ustune bir de tasinabilir bataryalari geceden sarj etmemem sonucu fotograf cekmekte kullandigim telefonumu sarj edemeyip fotograf makinasiz kalmam eklenince Perge gezisi biraz yarim/oksuz kaldi.

Perge kentinde stadyumun restorasyonu devam ediyordu, bir kismini gormek mumkun oldu yine de. Tiyatrosu yolun diger kisminda kaliyor, onu da gezme firsatim oldu. Perge kentindeki tapinagin sutunlari hala ayakta ve cok guzel gorunuyor. Uzun sutunlu caddesi, caddenin basindaki kule benzeri yapi, hamam kalintilari gezmeye deger. Ozellikle sutunlu cadde etkileyici.

Telefonumun sarji bittigi ve navigasyonum olmadigi icin Antalya merkeze sadece tabelalara guvenerek ulasabildim. Kaleici’ndeki bir zincir kahve dukkaninda telefonu bir sure sarj edebildim ve kaldigim yeri isaretledim ancak yolda sarjim yine bitti tabii ki. Bu arada Konyaalti’na giderken yolda yagmura yakalandim, yagmurluklari da kaldigim yerde biraktigim icin bir benzin istasyonuna sigindim, yanindaki bir zincir fast-food dukkaninda da karnimi doyurdum boylece bir tasla iki kus vurdum 🙂 Yagmur dinince otelin etrafindaki onemli binalari, detaylari hatirladigim icin yon bulma duyguma da guvenip yola ciktim ve kaldigim yeri buldum, kendimi gercekten kutladim 🙂

Otel odasi hazirlik

Sabah kahvalti sonrasi cantalari tekrar yukleyip (bunu 10 gun boyunca her sabah yaptim, tam bir amelelik) bir sonraki hedefim olan Phaselis’e yola ciktim. Phaselis antik kenti, Kemer-Tekirova arasinda sahilde milli park icerisinde. Antik kentin icerisinden denize girilebiliyor. Binlerce yil once sehrin limani olarak kullanilan koylarda insanlar bugun guneslenip denize giriyor. Phaselis kucuk bir kent oldugu icin gezmek uzun surmedi. Tiyatro, kente icme suyu saglayan su kemerleri, ana caddesi, cadde uzerindeki hamam ve dukkanlari belirgin bir sekilde duruyor. Bu arada antik kente otobuslerle cok sayida Rus turist kafilesi gelince kalabaliktan kactim.

Phaselis ana cadde

Phaselis antik tiyatro

Phaselis su kemeri

Istikamet Kumluca, Tekirova’dan itibaren yokus asagi saldim kendimi. Normalde planim geceyi Kumluca’da gecirmekti, bu yuzden gelmisken Kumluca’nin kuzeyindeki tepelerdeki ismi pek bilinmeyen Rhodiapolis antik kentini de gezmeye yola cikiyorum. Kumluca’dan sadece 5 km uzakta olan tepedeki kente cikmak icin virajli bir asfalttan devam ettim. Rhodiapolis bir tarafi ormanlara bakan bir tepede kurulu biraz unutulmus, yalniz bir kent. Oyle ki girisindeki guvenlik binalarinda bile kimse yok. Giriste sadece bir arac vardi onun da surucusu ortalikta yoktu. Gezdigim saatlerde benden baska kenti gezen sadece bir kisi gordum.

Rhodiapolis manzara

Kentte ayakta kalmis yapi sayisi cok az. Gectigimiz yillarda olusan orman yanginlarindan da nasibini almis. Kucuk bir tiyatrosu var ve restorasyon gormus. Hamam ve tapinak yapilarindan cok fazla bir sey anlasilmiyor maalesef.

Rhodiapolis kalintilar

Rhodiapolis antik tiyatro

Yolda fikir degistirip Kumluca’da kalmaktan vazgecip yolumu Demre’ye uzattim, cunku bir sonraki hedefim Demre’de. Aradaki mesafe de 50km kadar kisa bir mesafe olunca ver elini Noel Baba.

Kumluca – Demre yolunun Finike-Demre arasi inanilmaz guzel manzarali ama bir o kadar da virajli bir yol. Asfalt kalitesi de iyi olunca tum araclar normalden hizli gidiyor. Yorucu bir surus sebebiyle yol kenarinda harika manzarali sirin bir cafede mola verip, cay ve puro keyfi yaptim.

Vites Burnu Veli’nin Yeri

Demre’ye girerken ogretmenevi tabelasi gordum, sahilde yaziyordu sansimi denemeye karar verdim. Navigasyon ve tarifle yerini buldum, gercekten de yeri guzel, deniz manzarali ancak yer yokmus kalamadim. Sehir merkezine donerken gectigim yolda bungalovlar gorup kalacak yer sordum. Fiyati gorece yuksek olmasina ragmen 1 gece kalmaya karar verdim. Bungalovlarin odalari inanilmaz zevkli bir sekilde tasarlanmis, colde bir vaha gibi. Aksam yemegini de bungalov otelde yedim, bira keyfi de yaptim.

Demre bungalov odasi

Cok rahat bir uyku sonrasi sabah erken kalkip kahvalti sonrasi Myra antik kentini ziyaret etmeye gittim, sehir merkezine cok yakin ve gezmesi kolay, kucuk ama etkileyici bir kent. Giristen itibaren kayalara oyulmus mezarlar buyuleyici bir goruntu veriyor. Mezarlarin yanibasinda da tiyatrosu var.

Myra kaya mezarlari

Myra

Myra antik tiyatro

Demre’ye gelmisken Noel Baba kilisesi olarak bilinen ve Ortodoks Hristiyanlarin en bilinen azizine adanmis olan St. Nicholas kilisesini ziyaret ettim. Rus turist kafilelerinin cok ziyaret ettigi bir kilise oldugu icin guvenlik yuksek duzeyde ve giriste polis kontrolu vardi. Kilise mimarisi, duvarlardaki ikonalar, mermer lahitler ile iyi tasarlanmis bir yapi. Kilise icerisinde dindar Rus turistler St. Nicholas’in oldugu dusunulen bir lahitin onunde dua edip fotograf cektiriyorlardi bu sebeple lahitin oldugu koridorda uzun bir sure olusuyordu. Yogun kalabaliktan rahatsiz olup kiliseyi gezmeyi bitirdim.

St. Nicholas ikonalar

St. Nicholas lahit

St. Nicholas ikonalar

Kiliseden sonra yolumun uzerinde olan Likya Uygarliklari Muzesi’ne dogru yola ciktim. Gittigimde muze binasinin aslinda Andriake antik kentinin restore edilmis olan tahil ambari (Granarium) binasi oldugunu ogrendim. Once antik kenti bastan basa dolastim, sonra muzeyi gezdim. Andriake antik kenti aslinda Myra kentinin limaniymis ancak daha sonra Myros nehrinin daglardan limana getirdigi aluvyonlar sebebiyle kullanilmaz hale gelmis ve batalikliga donusmus. Kentin su sarnici da restore edilmis ve icerisi isiklandirilmis. Ayrica limanda antik zamanlarda deniz ticareti amacli kullanilmis bir gemi kopyasi da var, zamanin gemilerinin yapisi hakkinda fikir veriyor, ici gezilebiliyor ki zaten 2-3 m2 bir kamarasi ve amfora koyulabilen govdesi var 🙂

Andriake kalintilar

Andriake gemi kopyasi

Andriake sarnic

Muze binasi ise restore edildikten sonra muze haline donusturulmus ve cok guzel tasarlanmis. Isiklandirmalar, ses ve video gosterimleri var. Her oda ayri bir sehir ve konseptle anlatilmis, konsepte ait bulunmus eserler sergileniyor. Bilgilendirme panolari da cok guzel yazilmis ve bana gore bilgiler oldukca degerli. Odalardan bir tanesinde limana yaklasan bir gemi simulasyonu icine bile dahil olabiliyorsunuz.

Muze salon

Muze heykel

Andriake antik kentini gezdikten sonra Kas’a giderken gormeden gecmemek icin Ucagiz (Kekova) yoluna girdim ama yol biraz puturlu, ziplaya ziplaya gittim. Ucagiz Kekova tekne gezilerinin baslangici sayilabilir bu nedenle kucuk bir koyken simdi yerli veya yabanci turist akinina ugrayan bir yer. Deniz kenarinda gezip oturacak kafe ararken deniz kiyisindan gorunen kaya mezarlarini farkettim. Haritada dahi gorunmeyen bu antik kentin adi Talmussa imis. Limanin en ucundaki evin kenarindan yapilan gecisle taslarin ve dikenlerin arasindan kaya mezarlarinin oldugu bolgeye gittim. Bu kucuk antik kent Ucagiz’in golgesinde kalmis, bakimsiz ve kendi haline birakilmis, oyle ki kaya mezarlarinin hemen yanindaki antik hamam gibi bir yapinin duvarlari otopark golgeligi olmus. Ne de olsa bizim ulkemizde otomobiller tarihten daha degerli.

Ucagiz manzara

Ucagiz kaya mezarlari

Ucagiz kafe

Bir kac fotograf cekip mola verdim, keci sutunden oldugu yazan ama bence cok bir farki olmayan kalitesiz bir dondurma yedim sonra da yine koy yollarindan Demre-Kas yoluna (D400) ciktim. Kas’a giderken harika manzaralar var, Kas’tan onceki son virajda bir seyir terasi var, hemen oraya yanasip bir kac fotograf cektim.

Kas Manzara

Kas’a girer girmez bir kaos hissettim. Her yer otomobil, buyuksehirden farki yok. Park etmeye calisanlar, surekli yon tabelalari, luks araclar, kalabalik, gurultu. Haritada pansiyon ararken Antiphellos antik kentinin cok yakininda oldugunu farkedip gezmeye karar verdim. Antiphellos Kas’a bir kac km otedeki Phellos kentinin limani durumundaymis. (Phellos -> Daglik arazi, AntiPhellos -> Daglik olmayan arazi) Kent Kas’in icinde kalmis, restore edilmis, denize bakan bir antik tiyatrodan ibaret, baska bir yapi da kalmamis. Restorasyonun da antik kent ruhunu hissettirdigini soyleyemem.

Antiphellos antik tiyatro

Bu ruhsuzlukla ve Kas’in kaosuyla karsilasinca Kas’ta kalmaktan vazgecip yoluma devam etmeye ve bir sonraki hedefim olan Xanthos’a gitmeye karar verdim.

Leave a Reply


*