Cantalari duzenlemek, esyalar konusunda karar vermek, cantalari baglamak derken otoparktan cikisim 05:30 oldu. Yanimda 2 adet 30-35lt, 1 adet 10lt, toplam 3 sirt cantam var. Sele altina yerlestirdigim cantada genel olarak islanmasini istemedigim esyalar, elektronik, kiyafetler vs, yolcu selesine lastiklerle bagladigim sirt cantasinda ise islansa da aglamayacagim diger esyalar, 10lt kucuk sirt cantamda ise yolda herhangi bir sekilde kolayca erisebilecegim kucuk esyalar var. Bu cantayi topcase icerisine koydum. Topcase icerisinde ayrica yuruyus botum var, uzun yuruyuslerde inanilmaz rahat ve hava aliyor, yurumek gerektiginde motosiklet botunu cikarip giyiyorum. Sabah saatlerinde soguk olur belki diye, mont icine giymek icin elyaf ince bir mont ve kislik motosiklet montumu da topcase icine koydum ve iyi ki yapmisim, inanilmaz derece mantikli imis. Inegol – Domanic arasinda bir anlamda hayatimi kurtardi. Sele altinda ayrica kilitler, lastik kiti vs var.

Sabah saatlerinde yolun bos olmasini firsat bulup feribota binmek icin hizlica Eskihisar’a variyorum. Bir gun once ruhsat cuzdani icindeki diger kartlari kontrol ederken tek kullanimlik bir IDO gecis karti buluyorum. Yazdan cikip kislik mont cebini kontrol ederken 50TL bulmus gibi seviniyorum cunku IDO tek yon motosiklet ucretini 55TL, gidis-donus ucretini 100TL yapmis. Feribot tam dolmadan kalkti, sadece birkac otomobil ve birkac TIR cekici var.

Yalova’da benzin molasi, sonrasi bilindik yollar ve Bursa. Guneye dogru giderken kahvalti molasini hep Bursa’da ayni yerde cay-simit-peynir ile yaparim. Bu kez de degisiklik yok. Bursa’dan cikisim trafik yogunlugu sebebiyle uzun surdu, Inegol yonune dogru sehir icinden gittigim icin, kendi kendime soylendim uzun sure.

Planim Inegol-Bozuyuk-Kutahya rotasini takip edip daha sonra da Aizanoi antik kentine ulasmak. Ancak yolda hatirlamadigim bir sebepten (navigasyon mu yonlendirdi yoksa ben mi tabelalara bakip karar degistirdim hatirlamiyorum) dag yoluna saptim. tahtakopru koyunden sonra dag yolu diklesiyor ve hava serinliyor. Asfalt guzel yol bos, cok iyi bir motosiklet surucusu olmasam da virajlarda herhangi bir sorun yasamadim. Doga harika, yolun iki tarafi da agaclarla dolu, havada hafif bir nem var. Yukseklere ciktikca yazlik fileli mont ve yazlik fileli motosiklet pantolonu ile usuyunce yolda durup kislik montumu giyip en azindan ust kismi usumekten kurtardim 🙂

Arapoturagi adli yaylada fotograf cekmek icin durdugumda Ismail ile tanistim, Ismail motosiklet meraklisi bir coban. Mondial bir Cub motosikleti varmis, sohbet ettik. Fotografini cekmemi istemedi. Kisa bir sohbet sonrasi o sigirlarinin pesinden gitti ben de yoluma devam ettim. Domanic’e yol inisli ve virajli, Kutahya’ya kadar ise yol duz ama guzel. Kutahya’dan Cavdarhisar’a kadar ise yol daha da kaliteli hale geldi.

Cavdarhisar/Kutahya’daki Aizanoi antik kenti Cavdarhisar’in buyuk bir kismini kapliyor. Bir yanda hamamlar, bir yanda 2000 yildir ayakta duran ve hala yayalara hizmet eden kopruler. Koprunun zemini mermer oldugu icin motosikletle gecme riskini almadim, zaten koyluler de motosikletlerine binmeden yandan ellerinde goturuyor, bir bildikleri var demek ki. Koprulerden birinde restorasyon calismasi devam ediyor, fotograf cekmek yasak yazilmis, cekmiyorum.

Aizanoi’nin en onemli yapisi binlerce yildir ayakta duran sapasaglam sutunlari ile Zeus Tapinagi. Tapinak su an yemyesil olan bir alandaki tumsek uzerinde yukseliyor. Alanda tapinagin etrafinda kullanilmis olan buyuk tas bloklar var. Havanin bulutlu olmasi fotograf cekmek icin guzel bir ortam sagladi. Tapinagin etrafinda gezdikten sonra alt katina indim, burada ayin zamanlarinda kullanilan sunak var. Isiklandirma ve eserlerin yerlesimi oldukca guzel yapilmis. Bir kac fotograf cekip ciktim.

Zeus Tapinagi

Zeus Tapinagi Altari

Cavdarhisar’dan cikip Usak’a yol aldim, ilk planim geceyi Usak’ta gecirmek, zaten otel seceneklerini de yazmistim bir kenara. Erken bir saatte vardigim sehir icinde durup bir esnaf lokantasinda yemek yedim, yorgun olmadigim icin de yemek sonrasi bir sonraki duragim olan Denizli’ye surmeye karar veredim. Sonucta Denizli’de daha cok gezecegim yer var, aksamustu varsam bile diger gune daha cok zamanim kalacak. Yorucu olsa da Denizli’ye vardim, 617km yol yapmisim ilk gunden. Denizli sehir ici trafigi belki de tam Cuma is cikisi oldugu icin felaket. Servis araclari cok sayida ve soforleri umursamaz bir sekilde arac kullaniyorlar. Istanbul trafiginden aliskanliklarla aralardan gecerek ilerlemek kolay ancak belki bu yaptiklarima aliskanliklari yoktur diye yine de temkinli davrandim. Bu arada Usak’ta sehir icinda radar cezasi yemisim, bugun geldi bilgisi. 15 gunu gecmek uzereyken odedim 🙁

Kaldigim otel ana cadde uzerinde oldugu icin de motosikletim icin guvenli bir yer, motosikletin bulundugu yer resepsiyondan gorulebiliyor. Kaldirimdaki agaclardan birine baglayip, one de alarmli disk kilidi taktim. Odama cikip hemen dus alip dinlenmeye cekildim, cok yorulmusum. Biraz muzik, biraz yazi, instagram derken yorgunluk sebebiyle erkenden uyudum. Sabah 90 km uzaktaki Aphrodisias’i gezmeye gidecegim.

Sabah erkenden uyanip kahvaltiyi otelde yaptim ve hemen yola ciktim. Saraykoy – Buharkent E87 karayolunu takip edip daha sonra Kuyucak’a gelmeden guneye dondum ve Aydin’in Karacasu ilcesindeki Aphrodisias antik kentine ulastim. E87’den ayrildiktan sonra Aphrodisias’a kadar yol sicak asfalt olmadigi icin biraz rahatsiz edici, ozellikle maxi-scooter kullanicilari icin.

Aphrodisias oldukca buyuk bir kent, stadyumu, tiyatrosu, hamamlari, meclis binasi, evleri ile gezmesi 3 saati bulabiliyor. Ben oncelikle, hayatinin yarisini Aphrodisias’i gun isigina cikarmaya harcamis ve genc sayilabilecek bir yasta hayatini kaybetmis, Prof. Dr. Kenan Erim anisina hazirlanmis salona girip Aphrodisias kazilari hakkindaki fotograflara ve Aphrodisias’in ortaya cikmasina sebep olan Ara Guler’in Geyre koyunden fotograflarina bakiyorum. Daha sonra Aphrodit tapinagini, stadyumu, meclis binasini gezdim. Stadyum dunyada ayakta kalmis en buyuk antik stadyum olarak biliniyor. Hava cok sicak ve telefon ile fotograf cekmek oldukca zorlasiyor.

Selfie yapmayi sevmem, beceremem de zaten ama stadyum hatirina.

Tetrapylon

Aphrodisias oren yeri icerisindeki muzenin tasarimi, duzenlemeleri ve mimarisi bence harika yapilmis. Ozellikle tam boydaki heykelleri buyuleyici buldum. Heykellerin ortak ozellikleri ise, kadin ya da erkek farketmez cinsel organlarinin bolgelerine veya yuzlerine zarar verilmis olmali. Ulkenin kulturunun, ahlak anlayisinin yansimasi.

Aphrodisias muzesi girisindeki bu arkadasin ismini “Kahve” koydum.

Donusu Denizli’nin guneyinden yaptim, Denizli-Acipayam yoluna baglanana kadar ziplaya ziplaya gittim, anayola baglandiktan sonra ise yol duzeldi ama trafikte artti tabii ki. Denizli’ye dogru yol rampa asagi gitmeye basladi bazi noktalarda gazi acmadim bile. Denizli’ye kisa bir mesafe kala ise egim ve virajlar artti. Yorulunca ve acikinca Denizli’yi tepeden goren bir restoran da karnimi doyurdum ve keyif purosu tutturdum.

Yemek yedigim restoranin manzarasi

Otele dondukten sonra notlarimi yazdim ve bir sonraki gun pazar oldugu icin otelde kapali kaldim 🙂 Pazartesi Hierapolis sonra da Salda uzerinden Egirdir.

Hierapolis antik zamanlarda da sifa arayanlarin ugrak yeri bir kentmis, gunumuzde de Pamukkale travertenlerinden akan suyun bazi hastaliklara iyi geldigi dusunuluyor. Travertenlerin oldugu kisimlar ve Kleopatra havuzu denen kisim Rus turistlerle dolu. Ben tepedeki St. Philip kilisesini, antik tiyatroyu, antik mezarligi geziyorum. Hierapolis oldukca buyuk bir kent, sicakta gezmesi cok zorlasiyor. Gezi sonrasi Kleopatra havuzunun oldugu kisma donup dondurma yiyorum. Gun boyunca gunes altinda kalinca yuzum gozum yaniyor, kollarim amele yanigi. Guneste yanmayi sevmeyen oldukca beyaz tenli biriyim, yuzum ciger gibi oldu, su anda da cok farkli degil.

Hierapolis tiyatrosu

Bizans yapisi sehir kapisi

Travertenlere uzaktan bakiyorum

Sabah otelde kahvalti sonrasi Salda uzerinden Burdur – Isparta – Egirdir yoluna karar verdim. Egirdir’de kalmayi tercih etme sebebim gol kenarinda kalmak; Burdur’da kalacak yer sayisinin az olmasi, gol kenarindaki yerlerin pahali olmasi.

Salda kavsagindan itibaren yol sikici bir sekilde dumduz, etrafinizda da oyle ilgi cekici seyler yok maalesef. Salda plajina indigimde plajin ust kisminda 3-4 adet prefabrik yapi kondurulmustu, jandarmalar da yolda kontrol yapiyorlardi. Plajda cok fazla zaman gecirmeden fotograf cektim ve tabiat parkinin oldugu kisma gittim ama tabiat parki kapatilmisti, muhtemelen icindeki yapilasma acilinca ortaya cikacak. Tabiat parkinin ilerisindeki kamp alanina bakindim ama yapacak isim olmadigi ve giris ucreti istedikleri icin girmeden Egirdir’e dogru tekrar yola koyuldum.

Burdur – Isparta arasi bol kamyonlu ve hizli bir yol. Kamyonlar neredeyse benden hizli gidiyordu. Egirdir’e inen yol guzel ve virajli bir yol. Ulasinca gol manzarali odasi olan bir pansiyon bakindim ve gol manzarali apart bir oda tuttum. Ancak aksam gol manzarasina karsi bira ve puro keyfini yapamiyorum cunku garip kanatli gol sinekleri her tarafi kapladi, balkonda oturmak mumkun olmadi. Manzarasini kullanamadigim gol manzarali apart odasina bosuna 100TL fazla vermis oldum. Ancak odanin konforu fena degil, rahat ettim.

Apart odamin manzarasi

Pansiyonun catisindan kahvalti manzarasi

[/url]

Sabah otelde kahvalti sonrasi Sagalassos icin Burdur’un Aglasun ilcesine dogru yola ciktim. Ilce kanalizasyon ve dogalgaz altyapi calismalari icin tamamen kazilmis, her yer toz toprak ve yollar bozulmus. Aglasun’dan Sagalassos’a cikan yol inanilmaz guzel, yuksek ve virajli bir 20km.

Antik kent bir dag yamacinda kurulmus, iyi korunmus ve bol manzarali. Su ana kadar gordugum en guzel antik kentlerden biri. Tiyatrosu depremlerde zarar gormus ama kent meydani, meydanin sonunda icinden su akan yapi bir harika gorunuyor. Kent oldukca buyuk, tam anlamiyla gezmesi 4 saati suruyor. Kentin bulundugu bolgede agac az oldugu ve gunes kavurdugu icin gezmesi daha da zor hale gelebiliyor. Yaklasik 2-3 saat gezdikten sonra virajli yoldan ve kostebek yuvasinda donmus Aglasun’dan tekrar gecip bir sonraki hedefim Antalya’ya dogru yola ciktim.

Sagalassos antik tiyatrosu

Sagalassos kent meydani

Tepelerden Sagalassos kentinin gorunumu

Burdur – Bucak arasinda yagmur bulutlari beni takip etti, arada serpistirdi. Yagmurluk giymeyi dusundum ama yagmur hizlanmadi, 10 dk kadar da bir benzin istasyonunda bekledim ki bulutlar dagilsin. Yagmur durdu ama daha koyu bulutlar bana dogru gelmeye basladi ben de hizlanip Antalya’ya varmaya karar verdim. Yine kamyonlarla dolu, yokus asagi virajli ve hizli yollar.

Antalya’ya varmadan arkadasima mesaj attim, konum gonderdi, Kaleici’ne kadar gittim. Sehir ici trafikte zaman gecirdikten sonra arkadasimla bulustum ve yemek yedik. 2-3 saat sohbet sonrasinda gece evinde kalacagim diger arkadasimla gorusuyorum o da konum atiyor, bu kez ver elini Konyaalti. Evinde kaldigim arkadasim ve esi daha once Likya yolunu yurudugu icin onlarla antik kentler ve planlarim hakkinda konusuyoruz, Termessos’a pas gecmememi tembihlediler.

Bir sonraki gun Termessos ve Perge.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *