Antik Kentler Gezisi – S01E01

Çantaları düzenlemek, eşyalar konusunda karar vermek, çantaları bağlamak derken otoparktan çıkışım 05:30 oldu. Yanımda 2 adet 30-35lt, 1 adet 10lt, toplam 3 sırt çantam var. Sele altına yerleştirdiğim çantada genel olarak ıslanmasını istemediğim eşyalar, elektronik, kıyafetler vs, yolcu selesine lastiklerle bağladığım sırt çantasında ise ıslansa da ağlamayacağım diğer eşyalar, 10lt küçük sırt çantamda ise yolda herhangi bir şekilde kolayca erişebileceğim küçük eşyalar var. Bu çantayı topçase içerisine koydum. Topçase içerisinde ayrıca yürüyüş botum var, uzun yürüyüşlerde inanılmaz rahat ve hava alıyor, yürümek gerektiğinde motosiklet botunu çıkarıp giyiyorum. Sabah saatlerinde soğuk olur belki diye, mont içine giymek için elyaf ince bir mont ve kışlık motosiklet montumu da topçase içine koydum ve iyi ki yapmışım, inanılmaz derece mantıklı imiş. İnegöl – Domaniç arasında bir anlamda hayatımı kurtardı. Sele altında ayrıca kilitler, lastik kiti vs var.

Benzin istasyonunda

Sabah saatlerinde yolun boş olmasını fırsat bulup feribota binmek için hızlıca Eskihisar’a varıyorum. Bir gün önce ruhsat cüzdanı içindeki diğer kartları kontrol ederken tek kullanımlık bir İDO geçiş kartı buluyorum. Yazdan çıkıp kışlık mont cebini kontrol ederken 50TL bulmuş gibi seviniyorum çünkü İDO tek yön motosiklet ücretini 55TL, gidiş-dönüş ücretini 100TL yapmış. Feribot tam dolmadan kalktı, sadece birkaç otomobil ve birkaç TIR çekici var.

Yalova’da benzin molası, sonrası bilindik yollar ve Bursa. Güneye doğru giderken kahvaltı molasını hep Bursa’da aynı yerde çay-simit-peynir ile yaparım. Bu kez de değişiklik yok. Bursa’dan çıkışım trafik yoğunluğu sebebiyle uzun sürdü, İnegöl yönüne doğru şehir içinden gittiğim için, kendi kendime söylendim uzun süre.

Planım İnegöl-Bozüyük-Kütahya rotasını takip edip daha sonra da Aizanoi antik kentine ulaşmak. Ancak yolda hatırlamadığım bir sebepten (navigasyon mu yönlendirdi yoksa ben mi tabelalara bakıp karar değiştirdim hatırlamıyorum) dağ yoluna saptım. tahtaköprü köyünden sonra dağ yolu dikleşiyor ve hava serinliyor. Asfalt güzel yol boş, çok iyi bir motosiklet sürücüsü olmasam da virajlarda herhangi bir sorun yaşamadım. Doğa harika, yolun iki tarafı da ağaçlarla dolu, havada hafif bir nem var. Yükseklere çıktıkça yazlık fileli mont ve yazlık fileli motosiklet pantolonu ile üşüyünce yolda durup kışlık montumu giyip en azından üst kısmı üşümekten kurtardım.

Istanbul – Denizli rotasi
İnegöl – Domaniç yolundan

Arapoturağı adlı yaylada fotoğraf çekmek için durduğumda İsmail ile tanıştım, İsmail motosiklet meraklısı bir çoban. Mondial bir Cub motosikleti varmış, sohbet ettik. Fotoğrafını çekmemi istemedi. Kısa bir sohbet sonrası o sığırlarının peşinden gitti ben de yoluma devam ettim. Domaniç’e yol inişli ve virajlı, Kütahya’ya kadar ise yol düz ama güzel. Kütahya’dan Çavdarhisar’a kadar ise yol daha da kaliteli hale geldi.

Çavdarhisar/Kütahya’daki Aizanoi antik kenti Çavdarhisar’ın büyük bir kısmını kaplıyor. Bir yanda hamamlar, bir yanda 2000 yıldır ayakta duran ve hala yayalara hizmet eden köprüler. Köprünün zemini mermer olduğu için motosikletle geçme riskini almadım, zaten köylüler de motosikletlerine binmeden yandan ellerinde götürüyor, bir bildikleri var demek ki. Köprülerden birinde restorasyon çalışması devam ediyor, fotoğraf çekmek yasak yazılmış, çekmiyorum.

Aizanoi’nın en önemli yapısı binlerce yıldır ayakta duran sapasağlam sütunları ile Zeus Tapınağı. Tapınak şu an yemyeşil olan bir alandaki tümsek üzerinde yükseliyor. Alanda tapınağın etrafında kullanılmış olan büyük taş bloklar var. Havanın bulutlu olması fotoğraf çekmek için güzel bir ortam sağladı. Tapınağın etrafında gezdikten sonra alt katına indim, burada ayın zamanlarında kullanılan sunak var. Işıklandırma ve eserlerin yerleşimi oldukça güzel yapılmış. Bir kaç fotoğraf çekip çıktım.

Aizanoi Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı Altarı

Çavdarhisar’dan çıkıp Uşak’a yol aldım, ilk planım geceyi Uşak’ta geçirmek, zaten otel seçeneklerini de yazmıştım bir kenara. Erken bir saatte vardığım şehir içinde durup bir esnaf lokantasında yemek yedim, yorgun olmadığım için de yemek sonrası bir sonraki durağım olan Denizli’ye sürmeye karar veredim. Sonuçta Denizli’de daha çok gezeceğim yer var, akşamüstü varsam bile diğer güne daha çok zamanım kalacak. Yorucu olsa da Denizli’ye vardım, 617km yol yapmışım ilk günden. Denizli şehir içi trafiği belki de tam Cuma iş çıkışı olduğu için felaket. Servis araçları çok sayıda ve şoförleri umursamaz bir şekilde araç kullanıyorlar. İstanbul trafiğinden alışkanlıklarla aralardan geçerek ilerlemek kolay ancak belki bu yaptıklarıma alışkanlıkları yoktur diye yine de temkinli davrandım. Bu arada Uşak’ta şehir içında radar cezası yemişim, bugün geldi bilgisi. 15 günü geçmek üzereyken ödedim 🙁

Kaldığım otel ana cadde üzerinde olduğu için de motosikletim için güvenli bir yer, motosikletin bulunduğu yer resepsiyondan görülebiliyor. Kaldırımdaki ağaçlardan birine bağlayıp, öne de alarmli disk kilidi taktım. Odama çıkıp hemen düş alıp dinlenmeye çekildim, çok yorulmuşum. Biraz müzik, biraz yazı, ınstagram derken yorgunluk sebebiyle erkenden uyudum. Sabah 90 km uzaktaki Aphrodisias’ı gezmeye gideceğim.

Sabah erkenden uyanıp kahvaltıyı otelde yaptım ve hemen yola çıktım. Sarayköy – Buharkent E87 karayolunu takip edip daha sonra Kuyucak’a gelmeden güneye döndüm ve Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Aphrodisias antik kentine ulaştım. E87’den ayrıldıktan sonra Aphrodisias’a kadar yol sıcak asfalt olmadığı için biraz rahatsız edici, özellikle maxi-scooter kullanıcıları için.

Denizli – Geyve – Denizli rotasi

Aphrodisias oldukça büyük bir kent, stadyumu, tiyatrosu, hamamları, meclis binası, evleri ile gezmesi 3 saati bulabiliyor. Ben öncelikle, hayatının yarısını Aphrodisias’ı gün ışığına çıkarmaya harcamış ve genç sayılabilecek bir yaşta hayatını kaybetmiş, Prof. Dr. Kenan Erim anısına hazırlanmış salona girip Aphrodisias kazıları hakkındaki fotoğraflara ve Aphrodisias’ın ortaya çıkmasına sebep olan Ara Güler’in Geyre köyünden fotoğraflarına bakıyorum. Daha sonra Aphrodit tapınağını, stadyumu, meclis binasını gezdim. Stadyum dünyada ayakta kalmış en büyük antik stadyum olarak biliniyor. Hava çok sıcak ve telefon ile fotoğraf çekmek oldukça zorlaşıyor.

Selfie yapmayı sevmem, beceremem de zaten ama stadyum hatırına.
Tetrapylon

Aphrodisias ören yeri içerisindeki müzenin tasarımı, düzenlemeleri ve mimarisi bence harika yapılmış. Özellikle tam boydaki heykelleri büyüleyici buldum. Heykellerin ortak özellikleri ise, kadın ya da erkek farketmez cinsel organlarının bölgelerine veya yüzlerine zarar verilmiş olması. Ülkenin kültürünün, ahlak anlayışının yansıması.

Aphrodisias müzesi girişindeki bu arkadaşın ismini “Kahve” koydum.

Dönüşü Denizli’nin güneyinden yaptım, Denizli-Acipayam yoluna bağlanana kadar zıplaya zıplaya gittim, anayola bağlandıktan sonra ise yol düzeldi ama trafikte arttı tabii ki. Denizli’ye doğru yol rampa aşağı gitmeye başladı bazı noktalarda gazi açmadım bile. Denizli’ye kısa bir mesafe kala işe eğim ve virajlar arttı. Yorulunca ve acıkınca Denizli’yi tepeden gören bir restoran da karnımı doyurdum ve keyif purosu tutturdum.

Yemek yediğim restoranın manzarası

Otele döndükten sonra notlarımı yazdım ve bir sonraki gün pazar olduğu için otelde kapalı kaldım Pazartesi Hierapolis sonra da Salda üzerinden Eğirdir.

Hierapolis antik zamanlarda da şifa arayanların uğrak yeri bir kentmiş, günümüzde de Pamukkale travertenlerinden akan suyun bazı hastalıklara iyi geldiği düşünülüyor. Travertenlerin olduğu kısımlar ve Kleopatra havuzu denen kısım Rus turistlerle dolu. Ben tepedeki St. Philip kilisesini, antik tiyatroyu, antik mezarlığı geziyorum. Hierapolis oldukça büyük bir kent, sıcakta gezmesi çok zorlaşıyor. Gezi sonrası Kleopatra havuzunun olduğu kısma dönüp dondurma yiyorum. Gün boyunca güneş altında kalınca yüzüm gözüm yanıyor, kollarım amele yanığı. Güneşte yanmayı sevmeyen oldukça beyaz tenli biriyim, yüzüm ciğer gibi oldu, şu anda da çok farklı değil.

Hierapolis Tiyatrosu
Bizans yapısı şehir kapısı
Travertenlere uzaktan bakıyorum

Sabah otelde kahvaltı sonrası Salda üzerinden Burdur – Isparta – Eğirdir yoluna karar verdim. Eğirdir’de kalmayı tercih etme sebebim gol kenarında kalmak; Burdur’da kalacak yer sayısının az olması, gol kenarındaki yerlerin pahalı olması.

Denizli – Salda – Eğirdir rotası

Salda kavşağından itibaren yol sıkıcı bir şekilde dümdüz, etrafınızda da öyle ilgi çekici şeyler yok maalesef. Salda plajına indiğimde plajın üst kısmında 3-4 adet prefabrik yapı kondurulmuştu, jandarmalar da yolda kontrol yapıyorlardı. Plajda çok fazla zaman geçirmeden fotoğraf çektim ve tabiat parkının olduğu kısma gittim ama tabiat parkı kapatılmıştı, muhtemelen içindeki yapılaşma açılınca ortaya çıkacak. Tabiat parkının ilerisindeki kamp alanına bakındım ama yapacak isim olmadığı ve giriş ücreti istedikleri için girmeden Eğirdir’e doğru tekrar yola koyuldum.

Salda hatırası

Burdur – Isparta arası bol kamyonlu ve hızlı bir yol. Kamyonlar neredeyse benden hızlı gidiyordu. Eğirdir’e inen yol güzel ve virajlı bir yol. Ulaşınca gol manzaralı odası olan bir pansiyon bakındım ve gol manzaralı apart bir oda tuttum. Ancak akşam gol manzarasına karşı bira ve puro keyfini yapamıyorum çünkü garip kanatlı gol sinekleri her tarafı kapladı, balkonda oturmak mümkün olmadı. Manzarasını kullanamadığım gol manzaralı apart odasına boşuna 100TL fazla vermiş oldum. Ancak odanın konforu fena değil, rahat ettim.

Apart odamın manzarası
Otelin çatısından kahvaltı manzarası

Sabah otelde kahvaltı sonrası Sagalassos için Burdur’un Ağlasun ilçesine doğru yola çıktım. İlçe kanalizasyon ve doğalgaz altyapı çalışmaları için tamamen kazılmış, her yer toz toprak ve yollar bozulmuş. Ağlasun’dan Sagalassos’a çıkan yol inanılmaz güzel, yüksek ve virajlı bir 20km.

Antik kent bir dağ yamacında kurulmuş, iyi korunmuş ve bol manzaralı. Şu ana kadar gördüğüm en güzel antik kentlerden biri. Tiyatrosu depremlerde zarar görmüş ama kent meydanı, meydanın sonunda içinden şu akan yapı bir harika görünüyor. Kent oldukça büyük, tam anlamıyla gezmesi 4 saati sürüyor. Kentin bulunduğu bölgede ağaç az olduğu ve güneş kavurduğu için gezmesi daha da zor hale gelebiliyor. Yaklaşık 2-3 saat gezdikten sonra virajlı yoldan ve köstebek yuvasında dönmüş Ağlasun’dan tekrar geçip bir sonraki hedefim Antalya’ya doğru yola çıktım.

Sagalassos antik tiyatrosu
Sagalassos kent meydanı
Tepelerden Sagalassos kentinin görünümü

Burdur – Bucak arasında yağmur bulutları beni takip etti, arada serpiştirdi. Yağmurluk giymeyi düşündüm ama yağmur hızlanmadı, 10 dk kadar da bir benzin istasyonunda bekledim ki bulutlar dağılsın. Yağmur durdu ama daha köyü bulutlar bana doğru gelmeye başladı ben de hızlanıp Antalya’ya varmaya karar verdim. Yine kamyonlarla dolu, yokuş aşağı virajlı ve hızlı yollar.

Eğirdir – Ağlasun – Antalya rotasi

Antalya’ya varmadan arkadaşıma mesaj attım, konum gönderdi, Kaleiçi’ne kadar gittim. Şehir içi trafikte zaman geçirdikten sonra arkadaşımla buluştum ve yemek yedik. 2-3 saat sohbet sonrasında gece evinde kalacağım diğer arkadaşımla görüşüyorum o da konum atıyor, bu kez ver elini Konyaaltı. Evinde kaldığım arkadaşım ve eşi daha önce Likya yolunu yürüdüğü için onlarla antik kentler ve planlarım hakkında konuşuyoruz, Termessos’a pas geçmememi tembihlediler.

Bir sonraki gün Termessos ve Perge.

Leave a Reply

Your email address will not be published.