Bu kez motosikleti devirmeden yokuş yukarı çıktım Safranbolu’nun taş döşeli sokaklarından sonra ver elini Karabük-Bartın yolu. Orijinal planımda Tokatlı Kanyonu’ndaki Kristal Teras’ta vardı ama zaman planını değiştirince yine gidemiyorum 🙂

Karabük – Bartın yolu

Güzel bir yolculuk sonrası yine Amasra’dayım ama yine kalmıyorum, geçip gidiyorum. Gezi ana planında yapılan değişiklikle mutlaka başka noktaları etkiliyor. Amasra ‘da yapacak çok bir şeyim yok, göreceğim bazı yerler var, onları gezmeye başladım.

Önce Küçük Liman ile Büyük Limanı ayıran Kemere Köprüsü’nden ve Direkli Kaya civarından fotoğraf çektim. Kemere Köprüsü fotoğraf çeken insanlarla doluydu haliyle adaya geçmek zorlaşıyor araçla ama yapacak bir şey yok. Bu arada tabii ki daracık kale kapısından araçlar geçerken zorlanıyor.

Amalfi taklidi yapan Amasra

Köprüde Polonyalı bir motosikletli çift ile tanıştım, motosikletli olduğumu görünce etrafta nerelerde tekne turu yapabiliriz diye bana sordular, ben de yerel insanlardan aldığım bilgiyle onlara çeviri yaptım. Polonya’dan Amasra’ya 2 motosiklet gelmişler. Biraz sohbet edip ben Ağlayan Ağaç denen yere oradan da yürüyerek TV vericisinin ve deniz fenerinin olduğu tepeye doğru tırmandım ve oradan da fotoğraflar çektim. Ben inerken Polonyalı çift Ağlayan Kaya’da çay bahçesinde oturup denizi izliyordu.

Amasra

Tekrar motosiklete atlayıp yine dar sokaklardan Amasra meydana çıktım ve Amasra Müzesi’ni buldum. Tek katlı müzede çok güzel eserler var, oda düzenlemeleri de çok güzeldi. Bu arada bir tatil yöresi için dolukça fazla ziyaretçisi vardı. Hızlı bir turla kısa sürede bina içini gezdim sonra da bahçesinde gezindim.

Amasra’yı genel olarak bildiğim için yine çok fotoğraf çekmemişim, yine yarım yamalak gezmiş oldum. Amasra’dan çıkıp Bartın’a oradan da Güzelcehisar’a doğru gittim, amacım Güzelcehisar Lav Sütunları’nı görmekti ama yolunu bulamadım. Bir kaç kişiye sorsam da kimse ne dediğimi bile anlamadı.

Güzelcehisar’dan Filyos’a gitmek için sahile yakın köylerden yola devam ettim ancak mantıklı olan yerine heyecanlı olanı seçmişim farkında olmadan. Sarmaşık isimli bir köyde yol yapım çalışmasına denk geldim yolu başka bir yöne vermişler. Yanlış mı girdim, gerçekten servis yolu muydu bilmiyorum tarla gibiydi. Düşmeden, kaymadan o 2km yolda gidebilmek için inanılmaz çaba sarfettim. Bartın İl Özel İdaresi’ne selam olsun buradan. Durabilsem fotoğrafta çekebilirdim 😀

Bozuk yollardan sonra tekrar kuzeye, denize doğru sürüp Filyos sahiline ulaştım. Filyos manzarasıyla harika bir yer. Özellikle Filyos Kalesi ve antik kentin olduğu tepe harika. Kalenin bir kısmı ve kale içindeki küçük Tios antik kenti gezilebiliyor. Antik kentten günümüze kalan çok fazla bir şey yok ama kazılar devam ediyor. Güvenlik görevlisinin anlattığına göre Antik kentin tiyatrosu henüz kazılamamış çünkü o noktadan geçen yolu deplase etmeleri gerekiyormuş bu da o bölge için çok kolay değil muhtemelen.

Filyos manzarası (yeni yapılan liman tarafı)
Bu güzelliğin alt kısmına beton döküp liman yapyorlar
Tios Antik Kenti
Tios Antik Kenti
Tios Antik Kenti
Filyos Kalesi’nden plaj manzarası

Filyos’tan sonra da çok güzel manzaralı yollardan geçtim, ta ki Muslu’ya kadar.

Virajlar virajlar
CeYaR

Beldenin ana caddeleri kazılmış, tüm yol tarla gibi, evet tam olarak tarla. Ettiğim küfürler buradan bizim köye yol olur. Tam yol çalışmasından geçitlerden kurtuldum derken bu kez de Çatalağzı beldesi yapacağını yapıyor.

Burada da kömür ile çalışan bir termik santral var ve daracık yollarda sürekli kömür kamyonlarına denk geliyorsunuz. Kamyonlar dar bi sahil yolundan önünüzde arkanızda Zonguldak’a kadar sizinle yarışır hızlarda gidiyor. Yollar kamyonlardan dökülen kömür tozlarına karışan sular sebebiyle siyah bir çamur halinde. Yine termik santrale kömür taşıyan demiryolları sebebiyle beldede en az 4-5 hemzemin geçitten geçmek zorunda kalıyorsunuz. Açıkçası aynı rotayı yap deseler, Muslu ve Çatalağzı’ndan geçmemek için Filyos-Çaycuma-Zonguldak şeklinde giderim.

Çatalağzı ‘ndan sonra ise tırmanıp oldukça eğimli bir yoldan Kilimli’ye varıyorsunuz. Kim niye öyle bir şehir kurar akıl almıyor. Beldenin bir caddesinin eğimi bu kadar olur mu bence tez konusu. Eğim grafiği şöyle bir şey.

Kilimli ve Zonguldak’ın zorlu yollarından sonra Ereğli’ye doğru devam ettim. Zonguldak’ta gezmeyip geçip gitmemden dolayı göremediğime üzüldüğüm 1-2 yer var, Varagel Tüneli, Maden Müzesi bunlar arasında.

Zonguldak Kapuz Plajı

Ereğli ‘ye girdikten sonra daha önceden baktığım bir otelde oda baktım ama odanın durumundan hoşlanmayıp başka otel baktım, sonunda sahilde tam arkeoloji müzesinin önünde bir otel buldum. Bana son kalan odayı verdiler, 3 kişilik bir çatı katı odası. Önce sıcaktan dolayı pişman olur muyum dedim ama odadan çok memnun kaldım.

Odaya yerleşip dinlendikten sonra güneşin yakıcı etkisi azalınca çıkıp şehri gezmeye başladım. Bir esnaf lokantasında yemek yedikten sonra sahilde gençlerle dolu bir 3. nesil kahveci buldum uzun bir süre oturdum, sonra da kahvemi alıp sahile yürüyüşe çıktım. Şehrin uzun bir sahili var, akşamları tüm şehir burada yürüyormuş gibi dopdolu. Ereğli diğer Batı Karadeniz kentlerinden daha hareketli gibi. Kilimli civarında konuştuğum bir motosikletli kurye “Sen durma Ereğli’ye git” derken haklıymış. Girer girmez fark anlaşılıyor.

Gece dönerken 2 bira ve çerez alıp turumun bu son gecesinde keyfe devam ettim. Sabah dönüş yolu.

15 gün sonunda İstanbul’a dönüş günü, hem yorgunluk hem de hüzün var biraz. Her ne kadar ev rahatlığımı özlemiş olsam da yollarda olmak müthiş bir duygu.

Dönüşe geçmeden önce Ereğli’de göreceğim yerleri gezmeye çıktım, önce otelin tam arka sokağındaki Ereğli Müzesi. 3 katlı müzenin her katı ve bahçesi gezilebiliyor. Etnografik eserler çoğunlukta.

Ereğli Müzesi – Müze binasına demir parmaklık?
İlginç bir mezar taşı

Müzeden sonra sıra Cehennemağzı Mağaraları ‘nda. 3 adet mağaradan oluşan, kullanıldığı dönemlerde dini ibadetler için kullanılmış, kayaların arasından su sızmış ve içinde göl oluşturmuş doğal yapılar. Kilise mağarası düz iken, asıl mağaraya giriş dik bir tünelden merdivenlerle yapılıyor, dağın içine doğru 1,5 km gittiği söyleniyor ama mağaranın o kısımlarına giden yol heyelan sebebiyle kapanmış. 3. mağara ise su sarnıcı olarak kullanılmış.

Kilise Mağarası
Cehennemağzı Mağarası

Mağaranın girişi şöyle;

Klostrofobiniz varsa girmeyin 🙂
Hem eğilmeniz hem de sağa yanaşmanız gerekiyor

Mağaralardan sonra sırada sahilde duran ve gerçeğinin kopyası olan Alemdar Kurtarma Gemisi Müzesi var. 1921 yılında Kuvay-i Milliye saflarına İstanbul’dan kaçırılarak Ereğli’ye getirilen bu geminin yaşadığı olayların, Karadeniz sularında Fransız’ların Türk deniz güçlerine karşı saldırı yapmaması gibi bir antlaşmaya da sebep olan, ilginç bir hikayesi var. Gemiyi gezip hikayesini de okudum, fotoğraf çekip yoluma devam ettim.

Alemdar Kurtarma Gemisi Müzesi
Alemdar Kurtarma Gemisi Müzesi
Gemi müzenin tayfası

Ereğli’den ayrılıp sahilden Karasu’ya kadar yoluma devam ettim. Ereğli-Akçakoca arası deniz kenarından yol oldukça güzel ve asfaltı güzel. Daha sonra ise Karasu civarında yolun kalitesi bozulsa da bu kez de sahil hareketleniyor. Kamp alanları, plajlar, köyler cıvıl cıvıl.

Karasu’da geçtiğim yol üzerinde Acarlar Longozu vardı, hem mola vermek hem de gezmek için uğradım. Çok ziyaretçisi olan, sakin bir yer, uğrayın derim.

Acarlar Longozu
Acarlar Longozu

Yolun geri kalanı oldukça sıkıcıydı, Karasu-Kaynarca-Kandıra-İzmit-İstanbul.

Bu gezinin de sonu 🙂

Görmediğim yerler, bilmediğim şehirler, 2800km, 15 gün ve asıl önemlisi yolda olmak!

Rotalar;

Safranbolu-Amasra-Ereğli rotası
Ereğli-Karasu-Kandıra-İstanbul rotası