Antik Kentler Gezisi – S01E04

Didim’e kuzeyden girip Yalikoy ve Mavisehir bolgelerinde pansiyon/otel baktim ancak bu bolgeler hep yazlik sitelerle doluymus hic uygun pansiyon/otel bulamadim. Baktigim tek pansiyonun odasi ve banyosu da hic ic acici degildi, kosar adimlarla uzaklasip merkeze dondum. Altinkum civarinda kucuk bir arastirmayla yeni devir aldiklari cok belli olan bir aile otelinde uygun fiyata 2 gecelik oda tuttum. Aksamustu varinca hemen dus ve dinlenme. Motosikleti de otelin bahcesine indirdim ve kilitledim. Sagolsunlar her turlu kolayligi sagladilar bana.

Erken uyanip zorlu bir gune hazirlandim, tek gunde biri kucuk 3 antik kent gezecegim. Once sehir icinde kalmis olan Didyma antik kentine gittim. Antik kentin oldugu bolge ve girisi bana cok garip geldi nedense. Didim’in icinde bir koy gibi, anlayamadim ilk basta ulastigimi, birden hayat, yol, ortam degisti sanki. Koy desem degil, sehir desem degil, garipsedim.

Didyma aslinda tam bir kent degil, Miletus (ya da Miletos) kentinin bir parcasi, zaten kalan tek yapi da Apollon Tapinagi. Tapinak, ayakta oldugu zamanlarda dunyadaki en buyuk 3 tapinaktan biri olarak gosteriliyor. Sadece 3 sutunu ayakta kalmis dahi olsa da etrafinda dolastiginizda buyuklugunu algilayabiliyorsunuz. Sutunlar oldukca kalin hemen farkediliyor. Tapinak cok guzel fotograf cekimleri vaad ediyor, bilginiz olsun. Bolgenin etrafinda 1-2 tane pansiyon vardi, balkonu neredeyse antik kentin icinde gibiydi, her sabah uyandiginizda tapinak manzarasiyla uyanabilirsiniz. Ben tapinagi cok begendim, azameti ve mermer bloklarin yerlesimi oldukca guzeldi.

Medusa basi

Apollon Tapinagi

Apollon Tapinagi ic avlu

Didyma’dan cikip bir sonraki hedefim olan Priene antik kentine yola ciktim, Milas-Soke yolunda ilerleyip Soke’ye az bir mesafe kaldiginda yeni Doganbey denen koye dogru U donusu yapmis oluyorsunuz.

Bir tepenin yamacina kurulu Priene sehir planlamaciliginin en iyi ornegi olarak gosterilen bir antik kent. Yollarinin ortasinda bugun bile belediyeler tarafindan becerilemeyen yagmur oluklari var. Sokaklar genel olarak izgara yapisinda ve tepede oldugundan dolayi gecisler merdivenli sokaklarla saglanmis. Yamactaki antik tiyatrosunun sahne kismi ayakta dursa da seyircilerin oturdugu kisimlarin bir bolumu hasarli durumda.

Priene sokak

Priene tiyatrosu

Kullandigim offline harita programinda antik kent sinirlarinda tiyatronun ustunde sehrin Acropolis kismi da gorunuyor ama tiyatronun kurulu oldugu yamaclar bile cok egimli, Acropolis kismina cikmam cok zor. Yorgunluk ve sicak dolayisiyla biraz tirmansam da sonrasinda vazgectim. Inerken sol ayak bilegimi de hafif burkuyorum, zaten daha once de simdi hatirlayamadigim bir antik kentte burkmustum daha kotu duruma gelmesinden korktum ve duzluge indim. Kentin tum duzluklerini, Soke’nin verimli ovalarina bakan tepelerini, Dilek Yarimadasi deltasina bakan kismini, yikilmis sadece sutunlari kalmis tapinagini gezdim. Priene oldukca guzel bir kent, tapinak sutunlari da fotograf icin iyi modeller oldugunu ispat ediyor.

Priene Tapinak

Priene’den cikip Miletus’a dogru yol aliyorum. Eski Doganbey koyunun guzelliklerinden bahsedildi ancak baska bir gezi icin kenara not ediyorum, simdilik amaclarim arasinda degil maalesef. Miletus yakin, Priene’ye 20km civarinda.

Miletus kentine girer girmez buyuk, gorkemli tiyatrosu karsiliyor ama guvenlik bana antik kentin ise gec saatlere kadar acik oldugunu ama muzenin daha erken kapandigini soyledigi icin once muzeyi gezdim. Muze icinde ilk baktigim sey donemin yerlesimlerine ait haritalar oldu, haritalara, krokilere hep ozel ilgim olmustur. Harita/krokilerde antik donemde Miletus’un bir liman kendi oldugunu ogrenmek sasirtici. Liman Bafa golune kadar geliyormus, su an o mesafe yaklasik 15 km. Muzedeki eserler bolgedeki tum antik kentlerde bulunan eserlerden olusmus ve guzel bir tasarimla sunulmus. Ozellikle antik donemlerdeki insanlarin gunluk yasamlarina ait tabak, sus esyasi, sikke taki gibi esyalar cok ilgi cekici. Antik kentte Arkaik donemden, eski Yunan doneminden, Roma doneminden, Bizans doneminden, Osmanli doneminden bir cok sikke bulunmus. Faustina hamaminda bulunan mermer heykeller de goz alici. Ayrica muze bahcesinde lahitler ve heykeller var.

Muzeden sonra once buyuk antik tiyatroyu gezdim. Antik tiyatroda digerlerinden farkli olarak seyirci oturma gruplari arasinda gecis icin tuneller var. Tiyatronun en ustune cikip fotograf cektim, tehlikeli ve yasak levhalari var olmasina ragmen ­čÖé

Miletus Tiyatro

Miletus Tiyatro tuneli

Tiyatrodan sonra antik kentin buyuk arazisinin buyuk bir kismini gezmeye calistim. Osmanli hamami, odeum kalintilari, tapinak kapisi vs. Ama tiyatrodan sonra en iyi durumdaki Faustina hamaminin mimarisi oldukca guzel. Icinde odadan odaya gecerek kayboluyorsunuz.

Miletus Tapinak

Miletus Faustina Hamami

Miletus gezimden sonra yine Didim’in kuzeyinden merkeze dondum, donuste 1-2 noktadan manzara fotografi cektim. Donuste maalesef Yeniakkoy diye bir koyden gecmek zorunda kaliyorsunuz ve koyun tum sokaklari arnavut kaldirimi taslardan yapilmis. Scooterlar icin tam bir iskence.

Didim manzara

Gun icerisindeki rota su sekilde oldu.

Didim – Antik Kentler rota

Bir sonraki gun otelden sabah erkenden ayrildim, henuz kahvalti hizmeti olmadigi icin de kahvaltiyi disarida yaptim, su arkadasta bana eslik etti.

Kucu

Kahvalti sonrasi hedefim zaten yolumun uzerinde olan Magnesia ad Meandrium. (Meandrium’daki Magnesia, Meandrium Menderes’in antik zamanlardaki ismi, Menderes’teki Magnesia olmus oluyor cunku baska Magnesia kentleri de varmis.)

Bir ucu Ortaklar’a cikan D525 karayolu Magnesia kentini ikiye bolmus durumda. Kent biraz boluk porcuk, hamamlar bir tarafta, tapinaklar bir tarafda, stadyum ve tiyatro ise apayri yerlere dagilmis durumda. Once hamamlarin oldugu yolun dogu kismini gezdim, cok fazla bir sey kalmamis maalesef hamamlardan. Etrafini gezerken birilerinin tarlalarina girmis olabilirim ­čÖé
Daha sonra antik kentin merkez bolgesini, antik zamanin genel tuvaletlerini, sutunlu caddesini arsinladim. Hava bulutlu oldugu icin gezmek kolay oldu.

Magnesia

Magnesia

Stadyum antik kentin merkezine 1 km uzakta ayri bir bolgede bir tepede oldugu icin, tepeye stadyum girisine kadar scooter ile ciktim. Yol sonucta bir traktor yolu, toz toprak, eh iste denebilecek durumda. Stadyum inanilmaz buyuk, bazi kisimlari yikilmis ama cok ihtisamli. Bir cok noktasindan fotograf cektim.

Magnesia Stadyum

Stadyumdan sonra offline haritamda gorunen 2 tiyatroyu bulmaya calistim, bir tanesinin yolu iyi degildi, yuruyerek ciktim. Bir tiyatrodan cok kucuk bir konsey toplanti alani gibiydi. Aciklamalarda insaasinin yarim birakildigi yaziliydi. Diger tiyatroyu tepeye cikmaya calissam da bulamadim, belki ben kacirdim bir sekilde.

Magnesia Tiyatro

Magnesia’dan sonra yine yolumun uzerindeki Metropolis antik kentine yola ciktim. Kent Torbali ilce merkezine 5km, Izmir-Aydin yolunun (E87) batisinda bir tepede kucuk bir kent. Torbali’dan sonra antik kentin bulundugu koye kadar inanilmaz toz toprak, hafriyat calismasi vardi. Sanirim dogalgaz calismasiymis, her yerde hafriyat kamyonlari gelip geciyordu. Torbali icinde de tum yollar genel olarak kazilmisti.

Kentte kazi calismalari devam ediyor. Bir cok yapinin uzeri tavanla kapatilmisti. EN iyi durumdaki yapilar tiyatro, hamam ve genel tuvalet idi. Hamam o kadar iyi durumda ki, isitma alani ve isitilan havanin iletildigi yer alti kanallari dahi belirgin sekilde duruyordu.

Metropolis tuvalet

Metropolis tiyatro

Metropolis hamam

Metropolis sehir surlari ve manzara

Ben yine tepelere cikip fotograflar cektim tabii ki ­čÖé

Bir sonraki macera Izmir – Manisa – Bergama.

Leave a Reply


*