Flibco shuttle otobüsleriyle yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk sonrasında Brugge kentine ulaştık. Aradaki yol oldukça düzenli, bakımlı ve her yanı yeşil. Flibco yolcularını Brugge tren istasyonunun arka kısmındaki “Kiss & Ride” alanında bırakıyor. Tren istasyonundaki küçük bir marketten içecek alıp şehir haritası aradık ancak ilginçti Turizm bilgi ofisi kapalıydı. Bina kapısındaki güvenlik görevlilerine harita almak istediğimi ama ofisin kapalı olduğunu söylediğimde görevlilerden biri kendi haritasını verdi. Aynı görevlileri şehir merkezine bavulla birlikte yürümemizin zor olacağını ve otobüslerle gidebileceğimizi söyleyip otobüs numarasını ve yerini gösterdi. Brugge şehir merkezi tren istasyonuna 10 dk mesafede, aslında yürüyerek gidilebilir ama bavulla zor. Üzerinde “Centrum” yazan otobüslere binerseniz merkezde inebilirsiniz. Otobüsler bizim belediye otobüslerinden biraz daha küçük, bileti şoförden alabiliyorsunuz. Tek kullanımlık biletler 3 euro. Kısa bir yolculuk sonrasında Brugge merkezindeki bir meydanın yanındaki caddede indik.

Otelimiz Hans Memling Hotel şehrin meydanına 300 metre uzakta bir sokak olan Kuiperstraat sokağında. Görece pahalı olmasına rağmen dekorasyonu ve eşyaları klasik ve kalitesiz görünüyor. Kötü bir otel değil, temiz ve bakımlı, banyosu oldukça temizdi. Otelin kötü yanları ise kablosuz bağlantının odalarda kullanılamıyor olması ve kahvaltısının başarısızlığı. Kahvaltı zaten tüm Avrupa’da bizim gibi yağa, bala, menemene alışın Türkler için biraz problemli.

Otelle ilgili garip sayılabilecek bir durum da gece 00:00’dan sonra resepsiyonda kimsenin bulunmaması. 2-3 yıldızlı otellerde çok anormal değil aslında. Herkese dış kapı anahtarı vermemek ve uğraşmamak için otelin bahçe kapısının çıkışına otomatik bir kapı yaptırmışlar. Her müşteriye arka sokağa bakan bu kapının 4 haneli kodunu veriyorlar. Eğer 00:00’dan sonra gelirseniz ön kapıdan değil, arka sokaktaki bu bahçe kapısında kod girip bahçeden geçerek odanıza gidebiliyorsunuz. Aslında güzel yöntem, Roma tatilimizde yine resepsiyon bulunmayan otel odamıza girmek için 3 anahtar vermişlerdi 🙂

Odaya yerleştikten sonra biraz dinlenebildik. Dinlenme sonrası dışarı çıkıp gezmeye başladığımızda 20:00 olmuştu ancak hava geç karardığı için saat hiç problem olmadı. Brugge’un maket gibi görünen 1-2 katlı evlerinin olduğu taş döşeli sokaklarında gezinip fotoğraflar çektik, Minniewater adlı küçük göl etrafında dolaştık. Meydanda üzeri açık at arabalarıyla gezinti yapan oturup turistleri izledik. Brugge kesinlikle yaşanacak, sakin bir şehir. Yeşil ve bakımlı. Özellikle nehir kenarlarındaki evler çok güzel.

Horses

Brugge Houses

Akşam yemeği için bölgede çok ünlü olan kaynatılmış midye seçtik. Poules Moules adlı iki katlı bir restoranın kaldırımdaki masalarından birine oturup beyaz şarap ile kaynatılmış midye ve Duvel bira sipariş ettik. Midye kaynatıldığı tencere içerisinde geliyor, yaklaşık 1,3 kg. Normalde herkes bir tencere isterken biz tadını bilmediğimiz ve bitiremeyeceğimizi düşündüğümüz için ortak bir tencere söyledik. İlk başta bitmeyecekmiş gibi görünen tencerenin dibindeki suyu bile içtik, ki içmek çok normal bir davranışmış. 🙂 Yemek konusunda iyi bir tercih yapmışız, oldukça memnun kaldık. Fiyatlara gelince, 1 tencere beyaz şaraplı midye 22 euro, 2 Duvel biraya ise 12 euro ödedik.

Moules

Yemekten sonra yolculuk yorgunluğundan ve yemeğin verdiği ağırlıktan dolayı 23:00 civarı otelimize dönüp uyuduk.

1. Gün Brugge
2. Gün Brugge
3. Gün Ghent
4. Gün Brüksel
5. Gün Lüksemburg
6. Gün Prag
7. Gün Prag
8. Gün Prag

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *