Antik Kentler Gezisi – S02E13 – Denizli-Uşak

Oteldeki orta seviye kahvaltıdan sonra Uşak’a doğru sürmeye başladım, planım yolumun üzerindeki Tripolis Antik Kenti’ni de gezip oradan Güney’den geçerek Ulubey’e ulaşmak.
Antalya’da evlerinde kaldığım arkadaşlarımla Tripolis Antik Kenti’ni ve kentten Uşak’a doğru giden yolu konuşmuştuk. Denizli – Manisa yolundan (D585) ilerleyip Yenicekent ‘e doğru
ayrılıp düz bir arazide olan Tripolis’e ulaştım, karayolunun hemen yanında olduğu için erişim oldukça kolaydı.

Ben küçük, harabe şeklinde bir antik kent beklerken harika bir şekilde kazılmış ve kazılmaya da devam eden bir kent buldum. Pamukkale Üniversitesi’nin de desteğiyle kazılar hala
devam ediyor. Şu ana kadar sütunlu sokakları, anıtsal çeşmesi, mozaikli kilisesi, agorası, evleri çıkarılmış durumda. Tek toprak altında kalan ve kazılmayı bekleyen yapısı tiyatro.

Tripolis tiyatrosu
Tripolis tiyatrosu
Tripolis mozaikli kilise

Özellikle evlerin tabanında mozaikler görülmeye değer.

Tripolis mozaikler
Tripolis mozaikler
Tripolis mozaikler

Tripolis kentini gezmek oldukça kolay, girişten itibaren gerçekten de bir şehir gibi agoranın etrafına yerleşmiş yapılar var. Önce çeşme, sonra kilise, kemerli yapı (dükkanlar
olduğu sanılıyor) ve sütunlu caddeden agoraya giriş.

Tripolis devlet agorasi
Tripolis
Tripolis
Tripolis
Tripolis çeşme
Tripolis Sütunlu Cadde
Tripolis Agora
Tripolis kemerli yapı

Hamam ve tiyatro depremlerden dolayı oldukça zarar görmüş. Sütunlu caddede bir kaç yazıt var, Türkçe çevirileri de yapılmış. Yine bu kentte de dönemde kullanılmış su iletim
hatlarını görebiliyorsunuz.

Tripolis su hattı
Tripolis su hattı

Tripolis’ten ayrılırken kafamdaki tek şey ne iyi etmişim de yolumu değiştirmişim burayı da görmüş oldum demekti. Antik kentten sonra Güney kasabasından Ulubey’e çıkmaya karar
verdim. Güney’e kadar yol çok iyi değil, bozuk bir asfalt var tek iyi yanı trafik yok, neredeyse benden başka kimse yoktu yollarda. Tripolis ‘e mi ait bilemiyorum ama şöyle mezar
benzeri mağaralar vardı yolda.

Tripolis mağaralar

Yolda Güney Şelalesi tabelası görünce gidip bir bakayım dedim. Cindere adlı baraj gölüne akan şelaleye ulaşım oldukça kolay, şelaleye kadar asfalt yoldan devam edebiliyorsunuz.
Muhtemelen ilkbahar ve sonbaharda daha coşkulu akan şelale ben gittiğimde oldukça cılız akıyordu 🙂
Dinlenmek için göl kenarında bir çay bahçesinde sahibinin Murat 124 koleksiyonuna denk geldim, sanırım 7-8 Hacı Murat vardı 🙂

Güney Şelalesi
Cindere Baraj Gölü
Hacı Murat koleksiyonu

Güney kasabası şu hayatımda gördüğüm en saçma yerleşime sahip olabilir. Yamaca kurulmuş şehirde yön tabelası neredeyse yok, sokaklar tam bir karmaşa, her yer yokuş. Navigasyonsuz
asla 🙂

Güney yolları, alttakinden girip üsttekinden kaybolmadan çıkmalısınız.


Güney sanırım şaraplık üzümüyle meşhur bir yer, her yer asma, sonra ise Ulubey’e doğru yollar daha da yeşilleniyor, hem de hiç trafik olmadan.

Ulubey’e gelmeden bir kaç km önce anayoldan Blaundus antik kenti için ayrıldım, anayola yaklaşık 4km uzakta, ilk 1-2 km idare ederken son 2 km taşlı topraklı hale geliyor. Dümdüz
araziye asfalt dökmek ne kadar zor olabilir, acaba sit alanı yüzünden mi ? Çok güzel küfürler ettim yarım kalmış asfalt için.

Blaundus antik kenti için sadece bir kaç taş var denilse de fazlası var. Türkiye’nin Stonehedge’i denen bu antik kentte giriş kapısı, su kemerleri, tapınak olduğu düşünülen yapının
kalıntıları, çeşme belirgin. Kanyona yaslanmış olan stadyum ve tiyatro ise toprak altında, gün ışığı görür mü bilemiyorum.

Blaundus Şehir Kapısı
Blaundus kemeri
Blaundus Tapınak girişi
Blaundus Tapınak
Blaundus Tapınak alanı
Blaundus Tapınak
Blaundus Tapınak kaidesi
Blaundus Tiyatro

Kısa süren bu geziden sonra Ulubey Kanyonu’na devam ettim. Dünyanın 2. derin kanyonu denilen kanyona anayoldan ayrılan asfalt bir yoldan gidiliyor ancak asfaltın kalitesi çok kötü,
umarım reklam yaparken bunu da görüyorlardır. Kanyona ulaşınca belediyenin yaptırdığı alışveriş dükkanları, cafe, restoran vb yapılarla karşılaşıyorsunuz. Ama en çok ilgiyi elbette
cam teras çekiyor. Kanyonu ayaklarınız altından seyredebildiğiniz cam terasa çıkmak için ücret ödeyip galoş giyiyorsunuz. 2022 itibariyle ücreti 10TL idi.

Ulubey Kanyonu
Ulubey Kanyonu
Ulubey Kanyonu

Cam teras kesinlikle yüksekten korkanlar için değil, her adımda sallantı hissi var. Camdan aşağı bakarken de bir ürperti geliyor açıkçası ki ben yüksekten korkan biri değilimdir.
İlginç bi deneyim olsa da çokta hayranı olmadım ben, yapmış ve bulunmuş olmak yeterliydi 🙂

Ulubey Kanyonu Cam Teras
Ulubey Kanyonu Cam Teras

Ben gitmedim ama Ulubey’den Eşme yönüne doğru bir kaç km sonra da lavanta bahçeleri varmış merak ediyorsanız gidebilirsiniz. Ben yoluma devam edip Uşak’a ulaştım, aslında devam edip
Eskişehir’e de gidebilirdim ama yolumun üstünde Aizanoi var, orayı yine görmeden geçmek ayıp olacak.

Uşak’a girdikten sonra trafiğine dalıp bir çok merkezi bir yerdeki bir alış veriş merkezine girdim. Burada hem telefonlarımı ve bataryalarımı şarj ettim hem de yemek yedim. Bu arada
AVM önünde trafik polisleri drone ile park cezası yazıyorlardı, ciddiyim 🙂

Alışveriş merkezinden çıktıktan sonra kalacak yer ayarlamak için önce öğretmenevine gittim, buradaki hayatta gördüğüm en suratsız çalışan olan kadın yer olmadığını söyleyince Google
Maps üzerinden kendime otel baktım. Bulduğum uygun fiyatlı otel çok kötü çıkınca koşarak kaçtım oradan. İlginç bir şekilde Uşak merkezde çok fazla apart otel var nedense, ki
tercihim değil çünkü motosiklet gezilerinde rahatlık ve hizmet istiyorum 🙂

Daha sonra yine Google Maps üzerinden yorumlarını ve fotoğraflarını beğendiğim ama merkeze görece uzak bir otel bulup 1 gece için anlaştım. Motosikleti otelin önünde kilitleyip
dinlenmeye çekildim. Bir süre sonra Uşak’ta ne yapılır sorusunun cevabı hiç olunca en iyi çözüm olarak karşıdaki tekel bayiine gittim ve bira ile çerez aldım sonra da güzel bir uyku
çektim 🙂

Denizli – Uşak rotam;

Leave a Reply

Your email address will not be published.