Antik Kentler Gezisi – S02E02 – Çanakkale-Babakale

Gece çok erken uyuyunca sabahta erkenden, saat 6:30 gibi uyandım ama 8:00’e kadar yataktan çıkmadım, daha sonra duş ve motosikleti yüklemek. En zor iş bu, her gün tekrar tekrar en az 15-20 dk uğraş gerektiriyor. Haritadan simitçi baktım, feribot iskelesine yakın bir simitçi buldum. Kahvaltı sonrası hedef Troia.

Troia girişindeki tahta at

Troia ‘nın bulunduğu Tevfikiye köyüne giden asfalt yol oldukça iyi, sakin sakin hedefime ulaştım. Antik kentten hemen önce yol üzerinde görünen müze binası çok ilgi çekiyor ama önce antik kent.

Troia Müzesi

Telefonumdaki offline harita uygulaması sayesinde tüm antik kentin sınırlarını ve olası gezilecek yerlerini görüp başladım gezmeye. Yerinin mükemmelliği sayesinde bir çok topluluk tarih boyunca şehirlerini aynı yere, bir önceki şehrin üzerine kurmuş. Böylece gezerken birçok döneme şahitlik yapıyorsunuz.

Şehrin öyle çok büyük yapıları, hamamları, tiyatrosu filan yok ama en önemli yapı şehri çevreleyen sur duvarları. Zamanına göre yüksek bu duvarlara nesiller boyunca eklemeler yapılmış. Odeon, kaleye kullanmakta kullanılan rampa, yine kaleye çıkmakta kullanılan merdivenler sağlam duruyor. Kazı tarihçesini okudukça tarihin nasıl çalınmasına göz yumulduğunu anlıyorsunuz.

Troia şehir surları
Troia şehir surları
Şehre çıkan yol
Troia Odeon

Troia tarihte önemli bir kent olsa da yüzölçümü olarak küçük, kolayca gezilebiliyor. Diğer antik kentlerden farklı olarak ahşap yürüyüş yolları yapıldığı ve bunların dışına çıkılamadığı için gezmesi kolay ama bu biraz zevksiz.

Müzeye giderken BMW GS kullanan Romanyalı 3 çift ile tanıştım, Antalya’ya kadar gideceklermiş, biraz sohbet ettik.

CeYaR biraz mahzun kalmış ama olsun 🙂

Müze binası antik kentten 700m kadar ötede ve arazinin tam ortasında mimarisiyle çok belirgin şekilde duruyor. Ben hem iç hem de dış tasarımına bayıldım.

Troia Müzesi zemin kat
Lahit üzerinde av betimlemesi

Müzeden ayrılırken, girişte tanıdık bir karavan gördüm, Youtube’da yapımını izlediğim karavanı sahipleri satmışlardı, yeni sahibi ile de bir kaç dk sohbet ettik.

Hedef Anadolu’nun en batı ucu Babakale. Ezine’den Geyikli, sonra sahilden Dalyanköy. Buraya kadar gelmişken Alexandria Troas antik kentinin kalıntılarını gezdim, burası adını Büyük İskender ‘den almış bir liman kenti. Çok büyük bir arazi içinde küçük bir bölümünde kazı yapılabilmiş, henüz doric tarzdaki tapınak ve tiyatrosu gün ışığına çıkarılamamış. Yol üzerinde de bir anıtsal çeşme kalıntısı ve hamam kalıntıları var.

Hamam girişi
Tapınak kalıntıları
Lahit üzerindeki detaylar

Bu küçük kentten ayrılıp yoluma devam ettim. Yol üzerinde göreceğim bir kent daha var, Gürpınar köyündeki Apollon Smintheion kutsal alanı. Buraya giden yol belli bir noktadan sonra kötüleşiyor ve amortisörlerin canına okuyor.

Tüm Troas bölgesinin kutsal alanı olan bu alanda en önemli yapı, kaidesi ve bir kaç sütunu ayakta olan tapınak. Bu tapınağı bir restorasyon faciası olarak hatırlayabilirsiniz, tapınağın merdivenlerine kamyon çıkarılmış ve restorasyonda beyaz çimento kullanılmıştı. Merdivenlerdeki farelere dikkat 🙂 Kutsal alan çok büyük değil, diğer yapıları gezmek 30 dakika kadar sürüyor.

Apollon Smintheion tapınağı
Hamam kalıntıları
Sütunlu cadde kalıntıları

Yol konusunda erken konuşmuşum. Gürpınar’dan Babakale ‘ye giden yol da bozuk bir şekilde devam ediyor ancak çok güzel manzaralı. Babakale ‘ye vardığımda saat 17:00 olmuştu ve ilk önceliğim kalacak bir yer. Kamp yapmak için köyden bir kaç km geride kamp alanları varmış ama ben en batıda kalmak istiyordum. Kahvenin işletmecisi muhtarla konuşursam sahilde izin verilebileceğini söyleyince muhtar ile konuştum. Limanın en ucunda balıkçıların kullandığı çardak altında bir piknik masası yanına yerleşmiş başka bir kamp grubu gördüm. Orta yaşlarda 3 adam tek çadır kurmuş balık temizliyordu. Selam verip ben de piknik masasının diğer tarafına çadırımı kurdum.

Sağdaki çadır benimki, uçmasın diye taşlarla da destek verdim 🙂

Hava kararana kadar da Babakale Kalesini gezdim, kitap okuyup gezi notlarını toparladım. Gece soğuk ve rüzgarlı olacak, çadırı iyice bağladım.

Sahilden Babakale Kalesi
Kaleden manzara
Kaleden Babakale köyü manzarası
Kale iç kısım

Balık temizleyen adamlarla tanıştım, balık avcılığı manyağı çıktılar. İzmit’ten kalkıp buraya sadece olta ile balık tutmak için gelmişler. Sağolsunlar akşam yemeklerini benimle paylaştılar, ısparoz ve mevsim salatası yanında da fanta 🙂

Kamp kurduğumuz yerde balıkçıların fırtınalardan korunması için 2 tane beton kulübe yapılmış. Yemeği de bu kulübelerden birinde hazırlayıp diğerinde yedik. Yemek sonrasında çay içip sohbet ettikten sonra saat 22:00 civarı çadırıma girip uyudum. Balıkçı arkadaşlar ben uyurken balık tutmak için ayrılmışlar saat 02:00 gibi döndüler. Gecenin başka misafirleri de arabalarıyla gelip alkol alan ve ara ara kavga edip ara ara sevişen bir çift oldu. Gecenin rüzgarlı ve soğuk olduğunu söylememe gerek yok sanırım, kamp battaniyemi veya kışlık uyku tulumumu almalıymışım. Soğuk ve gürültü sebebiyle zor uyudum.

Çanakkale – Babakale rotam

Leave a Reply

Your email address will not be published.