Barcelona’da 2. günümüze geç kalkarak başladık. Otelden çıkıp her zamanki rotamızdan La Ramblas’a ilerlerken yol üstündeki Dia marketten su ve atıştırmalık alıp çantamıza attık. Bu arada şans eseri, hiç farketmediğimiz ve planlarımızda olmayan Gaudi’nin en önemli eserlerinden Palau Güell‘e ulaştık. Kişi başı 12 euro biletle girilen bu ev/malikane Gaudi tarafından Güell ailesinin kullanımı için yapılmış. Binanın her noktası ince bir işçilik ve estetik barındırıyor. Kapılar, merdivenler, pencereler, her bir noktası ayrı ayrı düşünülmüş. Gaudi’nin bir estetik, renk manyağı ve aynı zamanda bir dahi olduğunu bu binanın terasından anlamanız mümkün. Terastaki kubbeler renkli taşlarla süslenmiş ve her biri farklı şekilde tasarlanmış.

[pe2-image src=”http://lh3.ggpht.com/-C5HtHjyP-xQ/U9TJCmUgWjI/AAAAAAAAO2k/9SMMAHKUnVw/s144-c-o/_MG_8662.JPG” href=”https://picasaweb.google.com/114152013596354414672/201407Spain?authkey=Gv1sRgCJfa8MuywYbolAE#6040674046694152754″ caption=”” type=”image” alt=”_MG_8662.JPG” ]

[pe2-image src=”http://lh4.ggpht.com/-VoUzQO_Oxa4/U9TJEdbOJZI/AAAAAAAAO2s/2D77MA6XHxg/s144-c-o/_MG_8663.JPG” href=”https://picasaweb.google.com/114152013596354414672/201407Spain?authkey=Gv1sRgCJfa8MuywYbolAE#6040674078666139026″ caption=”” type=”image” alt=”_MG_8663.JPG” ]

[pe2-image src=”http://lh6.ggpht.com/-LCDN2nhDzkg/U9TJIVQ4vcI/AAAAAAAAO3E/-iwbntPTxEg/s144-c-o/_MG_8667.JPG” href=”https://picasaweb.google.com/114152013596354414672/201407Spain?authkey=Gv1sRgCJfa8MuywYbolAE#6040674145194786242″ caption=”” type=”image” alt=”_MG_8667.JPG” ]

[pe2-image src=”http://lh5.ggpht.com/-sF4ZdRCgPtY/U9TJUkBmKMI/AAAAAAAAO4I/Z7u_y5LpfbY/s144-c-o/_MG_8682.JPG” href=”https://picasaweb.google.com/114152013596354414672/201407Spain?authkey=Gv1sRgCJfa8MuywYbolAE#6040674355315615938″ caption=”” type=”image” alt=”_MG_8682.JPG” ]

Gaudi’nin estetiğinden başımız dönmüş şekilde ayrılıp her Avrupa şehrinde denemeyi istediğimiz pazaryerine doğru yürüdük. Mercat de Sant Josep – La Boqueria şimdiye kadar gördüğüm en renkli, en çeşitli ve en lezzetli yer diyebilirim. Üzeri kapalı bu pazar yerinde içki, et, tapas, balık, sebze kısaca yenebilecek her şeyi bulmanız mümkün. Tam bir turist kalabalığıyla dolu, yürümekte zorlanılabiliyor. Yaya trafiği bazen İstanbul trafiğine dönüyor. Bizdeki pazar yerlerinden çok çok farklı. Bir çok sayıda, küçük oturma yeri olan dükkanlar var, tapas eşliğinde sangria ya da şarap yudumlayabiliyorsunuz. Bence karın doyurmak için Barcelona’daki en uygun yer, her çeşit yiyecek var çünkü. Barcelona’ya gelip Türk veya ortadoğu dükkanlarında döner yiyenleri duydukça acıdım onlara. Sabah kahvaltısı olarak 15 euroya hem yemek yedik hem de sangria içtik.

[pe2-image src=”http://lh3.ggpht.com/-AX3FnCRtqvY/U9TJYij4PjI/AAAAAAAAO4Y/FS4yR9M51YE/s144-c-o/_MG_8685.JPG” href=”https://picasaweb.google.com/114152013596354414672/201407Spain?authkey=Gv1sRgCJfa8MuywYbolAE#6040674423642013234″ caption=”” type=”image” alt=”_MG_8685.JPG” ]

Kahvaltı sonrası kültür turumuzun bir sonraki noktasına, Museu Picasso ‘ya yürüdük. Picasso ‘nun bir çok ünlü eserini görebileceğiniz müze aslında çok büyük değil, yaklaşık 1 saatte bitebiliyor. Ama kesinlikle görülmeye değer. Giriş kişi başı 11 euro idi.

Müzeden çıktıktan sonra adından dolayı merak ettiğimiz Çikolata Müzesi’ni haritada ararken, El Barri Gotic semtindeki postaneye denk geldik, Correos. Dışarıdan postane yerine daha çok müze, saray, hükümet binası gibi görünmesine rağmen içeri girince bir tren garı gibi aslında. Büyük, yüksek tavanlı, akustiği farklı bir bina. Ortadaki makinadan numara ile pul alıp kendinize kartpostal gönderebilirsiniz.

Uzun aramalardan sonra Museu de la Xocolata yani Çikolata Müzesi’ni bulabildik. Kişi başı 10 euro verilerek girebildiğiniz bu küçük müzede çikolatadan yapılmış heykellerle, çikolata tarihini anlatan video gösterileriyle karşılacaksınız. Bizim karşımıza bir de sürpriz çıktı. Bize yaklaşık 1 saat sürecek bir çikolata yapım aktivitesine katılıp katılmayacağımız soruldu, kabul ettik. Bize verilen beyaz önlükleri ve beyaz başlıkları giyip çikolata yapım atölyesine gittik. Burada çikolata yapımında liderlik edecek Venezüellalı bir uzman, Lonely Planet dergisinin İngiliz bir yazar ve çevirmenlik konusunda yardımcı olacak bir fotoğrafçı ile tanıştırıldık. Çikolata yapım aşamalarını uygulamalı olarak denedik, kendimize çikolatalar yapıp soğumalarını beklerken sohbet ettik bir yandan da daha önceden hazırlanmış çikolataları denedik 🙂 Kendi hazırladığımız çikolatalar bize hediye edildi ve eğlenmiş bir şekilde ayrıldık. Hediye çikolataları daha sonra funikülerde unuttuk o ayrı konu.

Henüz çikolatalar elimizdeyken sıradaki durağımız için La Ramblas’a kadar yürüdük, buradan Liceu istasyonundan metroyla Parallel istasyonunda inip Funicular de Montjuïc funikülerine transfer yaptık. Funikülerin yukarıdaki istasyonu Telefèric de Montjuïc isimli teleferik hattına bağlanıyor, teleferik ile de Muntanya de Montjuïc isimli tepeye çıkılıyor. Tepede Montjuïc Castle isimli 15. yy yapısı bir kale var. Biz yukarı ulaştığımızda akşamüstüydü ve kale ziyarete kapanmıştı. Biz biraz etrafını dolaştıktan sonra dinlenmek için kalenin Barcelona ticari limanına bakan tarafındaki banklara oturduk. Çantamızdan biralarımızı çıkarıp deniz manzarasına karşı yudumladık.

Dönüş yolunu yine aynı şekilde teleferik-funiküler-metro ile yaparak Drassanes istasyonunda indik ve marinaya doğru yürüdük. Akşam yemeği için tercihimiz yine Maremagnum TapaTapa oldu. Yine bir sürü tapas deneyip sangria içtik. Yemekten sonra La Ramblas’da biraz dolanıp Placa Catalunya’ya yürüdük. Meydandaki Hard Rock Cafe’ye baktık, içi çok güzel, ortamı da çok canlıydı ancak içeride ağır bir koku vardı. Yemek ya da başka bir şey, açıkçası anlayamadım ve rahatsız oldum. Girmeyip biraz gezindik daha sonra da yürüyerek otele döndük.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *