Yılgınlık

Yılgınlık üzerimdeki; iki kelime etmeyecek sorunlardan, kavgalardan ya da gecmişte yaşanmış, öğrenilmiş kötü huyların yaşamı zorlaştırmasından. Öylesine bir yılgınlık ki bu çekip gitmeyle tamamen gitme arasında dolaştıran. Arkama bak(a)mamayı isterdim, ama yapamam, hiç yap(a)amadım.

Boşvermeler, gülüp geçmeler, dalgacılık en belirgin belirtisi yılgınlığımın. Bazen susup kalıyor olmak, cevapsız öylesine. Elinden birşeyler gel(e)memesi, gelenlerin beş para etmemesi hatta beş para olarak bile değerlendirilmemesi belki sebep yılgınlığıma. Belki anlaşılamamak, anlatamamak -kendini, isteklerini, duygularını- yılgınlığı. Hep aynı zaman dilimlerinin kopyası yaşananlar, aynı anlaşılmazlık, aynı mono-diyaloglar.Boğaza düğümlenen; gözlerin sulanmasına, suskunca bir noktaya takılıp kalmaya sebep olan sözleri söyleyememe yılgınlıpı. Keşke söylemeseydim, keşke başka türlü söyleseydimlerle dolu bir hayata sahip olmanın yılgınlığı. Naif biri olup, ince düşünüp, başkasını kırmamaya çalışıp yine de sürekli yanlış anlaşılma yılgınlığı. Her söylediğinin tartılacağını, tahlil edileceğini, ileride yüzüne vurulacağını bilmek yılgınlığı. Belki bu yüzden konuşamamak, istediiğin gibi, aklına geldikçe. Herşeyi içine atmak, umursamaz tavırlar takınmak, rahat olmak belki yılgınlığa ilaç. Ama ya ağızda bıraktığı kötü tad?

Yıldım ben. Suçlanmaktan, kötü ilan edilmekten, kötülenmekten, yaralanmaktan
yara almaktan.

Leave a Reply


*