Sabah kahvaltısından sonra yola çıkmadan önce Büyük Sinagog’u gezip, etrafında dolaştım ve bir kaç fotoğraf çekip yola koyuldum. Amacım Uzunköprü-Keşan üzerinden Enez’e kadar gitmek, Enez Kalesini ve Ainos antik kentini ziyaret etmek. Keşan’dan sonra yaklaşık 60km’lik bir yol var, sahilden Mecidiye/Gökçetepe tarafına gidiş varsa bile yolları nasıl bilmiyorum. Edirne’den Keşan’a kadar yol düz bir şekilde gidiyor, çok keyifli değil açıkçası. Yolda navigasyon yüzünden Ergene Köprüsü’nü kaçırdım, fotoğraflamak istiyordum aslında. Navigasyon programı yol üzerinde gösteriyordu meğer köprü Uzunköprü şehir içindeymiş. Yola çıkmadan önce daha iyi araştırmak gerekli 🙁

Keşan’a geldiğim sırada İpsala yol ayrımında trafik ışıklarında beklerken biri korna çaldı baktım eski model bir Piaggo scooter ile 60-65 yaşlarında bir amca el işareti yapıyor. Sonradan İtalyan olduğunu öğrendiğim amca elinde kağıt haritayla yol bulmaya çalışıyordu. İngilizcesi çok iyi olmasa da anlaşabildik, Yunanistan’a geçmek için İpsala sınır kapısını soruyordu. Kağıt haritasını açıp bana geçtiği yolları gösterdi, Torino’dan başlayıp Balkanlar üzerinden Edirne’den geçip aşağıya doğru indiğini anlattı. Biraz sohbet ettik, daha sonra da sarı tabelaları takip etmesini söyledim. Bizim tabelalarda her şey Türkçe yazdığı için Yunanistan’ı anlamamış haliyle. Amca ile birlikte fotoğraf çekmek aklıma gelmedi o an, çok sonra ulan ani olurdu filan dedim, sonra neyseee deyip yola devam ettim.

Keşan’dan sonra Enez yolu dar ama sorunsuz, yol sakin olduğu için de zaman kaybetmeden Enez’e ulaştım. Hava oldukça sıcak olduğu için hemen kaleyi ve antik kenti bulmaya çalıştım. Ancak şanssızlığım, kara bahtım yine yüzüme gülmedi, bu sefer de gol olmadı. Kalenin bir kısmı ve kalenin yanındaki cami restorasyondaydı. Ben de artık ayakta pek yapısı olmayan Ainos antik kentini ve gezdim. Kalenin bazı surları ayakta olsa da çok iyi durumda değildi, zaten yer yer evlerin arasında kalmış, bazı yerlerde de yollarla ayrılmışlardı. Kalenin yanındaki kiliseden devşirme caminin etrafı kapatılmıştı.

Enez’den üzülmüş bir şekilde ayrılırken aklımdaki rota sahilden Mecidiye sahili veya İbrice limanı idi. Bunun için Enez merkezden güneye doğru dönüp deniz kenarından gitmeye başladım ancak yol navigasyonda görünse de bir süre sonra yol kalitesi inanılmaz şekilde kötüleşti. Toz toprak içinde scooter ile o yolda gitmek imkansız diye düşünüp biraz gerideki bir markette yolun durumunu sordum. Markettekiler o yola hiç girmememi, yol ayrımından kuzeye dönüp Yenice köyünden Keşan yolunu takip ederek Keşan civarından Mecidiye’ye inmemi önerdi. Ben de dediklerine uyup tekrar Keşan yoluna çıktım ve ileride bir köyden aşağı inerim diye düşündüm. Yol yine sakındı, bir kaç tane kamyonet bir kaç tane de ticari araç dışında çok fazla araç yoktu.

Navigasyondan takip edip, Erikli tarafına inmek için Baragi köyünden güneye daldım, Suluca köyünü geçtim ancak bir süre sonra yol yol olmaktan çıktı, bildiğin toprak köy yolu haline geldi. Yol ayrımına kadar 1 km kadar gittim, tabelada da 7km yazıyor, vazgeçtim. 7km o yol çekilmez, ilerisi nasıl, yol ne kadar böyle gidiyor soracak bir kişi bile yoktu etrafta. Küfrede küfrede geri dönüp Keşan merkeze kadar sürdüm daha sonra da Gökçetepe’ye gitmeye karar verdim, bunun için de Keşan-Gelibolu yolunu takip ederek Bahçeköy civarından güneye daldım. Yol nereye giderse artık 🙂 15-16km kadar sonra yolun sonu Gökçetepe Tabiat Parkı’na çıkıyor.

Gökçetepe Tabiat Parkı bir şirkete kiralanmış onlar işletiyor ama güzel işletmişler bizi. Motosiklet için 25TL otomobil için 50TL alıyorlar, çadır başına da 90TL. Köy yollarında kendimi harap edip yorduğum için kalmaya karar verdim ve ödemeyi yaptım. Giriş kapısından 2 km daha ileride sahile kadar araçla gidebiliyorsunuz. Tabiat parkı oldukça büyük olduğu için içinde bir kaç tane kamp alanı, bir karavan alanı, plajın kenarında market ve kafeterya, bungalovlar vs. var. Ben kamp alanlarından bir tanesine, markete ve tuvaletlere yakın, deniz manzaralı bir alana çadırımı kurdum. Kafeteryaya gidip kahve ve puro keyfi yapıp biraz kitap okuduktan sonra hava kararınca çadırıma döndüm ve dinlenmeye çekildim. Kafeterya ve market saat 22:30’a kadar açıkmış.

Gökçetepe cok tercih edilen bir kamp alanı ve oldukça kalabalık. Konuştuğum diğer kişiler ben ulaştığımda yine sakin olduğunu, 1-2 gün önce çok daha kalabalık olduğunu söylediler. Ben bu kadar kalabalığa gelemeyip sabah ayrılmaya karar verdim. Çadır alanında uyku konusunda hiç problem yaşamadım oldukça rahattım. Kamp alanının tuvaletleri ve duşları biraz bakımsız. Temizleniyor olsa da hem kalabalık hem de toz toprak yüzünden zemin genelde çamur oluyor. Ben akşamüstü ulaşmıştım o saatlerde sıcak su yoktu, soğuk bir suyla düş aldım, gündüz nasıl olur bilmiyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *