Sabah uyanip oteldeki basit kahvaltiya gittim, cok fazla da yiyemedim aslinda. Eşyaları yükleyip yola koyuldum. Sehir merkezinden çıkış 15 dakikami aldı. Sonrasinda Sivrihisar, Polatlı ve Ankara.

Neredeyse Sivrihisar’a kadar yolun sağ şeridi bozuk. Kamyonlardan herhalde belirgin şekilde iki teker izinin ortası tümsek.

Sivrihisar’a doğru benzinimin azaldigini farkettim, ilginç olan yolda çok az bilindik marka benzin istasyonu vardı, tum benzin istasyonlari yolun etrafindaki şehirlerde herhalde diye düşünüyorum. Ana yoldan ayrılıp Sivrihisar’a saptim, ilk benzin istasyonuna daldim. muhtemelen o ana kadar depoda olan miktarla ancak 10km filan daha gidebilirmisim, çünkü aldigim benzin 11,14lt idi, depo hacmi 11,50lt. Sonuna kadar kullanmışım benzini. Bir daha yapmamak lazım bunu.

İlginç bir şekilde yolda çok fazla hız yapan yoktu. Ben de genelde 85-90km ile gittim çünkü çoğu yerde radar kontrol tabelasi gördüm. Zaten motosikletin sesinden ve devrinden en uygun hızın 95-100km/sa civarı olduğu anlaşılıyor.

Eskişehir – Ankara yolu dümdüz oldukça sıkıcı bir 230km. Ankara’ya girer girmez ise eğlence başladı. Makas atanlar, gereksiz bir sekilde arkadan fazla yaklaşanlar, cakarlilar vs. Cok fazla oyalanmadan Anitkabir civarinda otel bakinmaya başladım. İnternette gezinirken bir sendikanın otelini buldum, odayı gördüm ve 2 gece için anlaştım. Otel biraz bakımsız sayılabilir ama temiz ve düzenli. Motosikleti de otelin ön kapısına yaklaştırıp kilitledim. Tek eksisi kahvaltı yok. Hiç mi yok, hiç yok.

Otele eşyaları bırakır bırakmaz Anıtkabir’i ziyaret etmek için yola çıktım. Yaya girişinin tam karşısındaki kaldırımda bir ağaç gölgesi buldum, motosikleti güvenle park edip gezmeye başladım.

Anitkabir parki girisinden itibaren asiri düzenli. Sonuçta askeri bir bölge olduğu hemen hissediliyor. Yaya girişi Anit Blok denilen, mozole binasinin olduğu kısma çıkıyor, merdivenlerden cikinca tam karşıda ise aslanlı yol görünüyor. Yaya girişinden değil de araç girişinden girerseniz aslanli yoldan yuruyerek meydana ulaşmış oluyorsunuz. Tabii ilk olarak mozole binasina girdim. Yoğun bir insan kalabalığı var ve gorevli askerler büyük bir ciddiyetle gorevini yapıyor. Turkiyedeki hiç bir devlet kurumunda işini böyle güzel yapan insanlar görmedim. Hem güvenlik hem yardım hem rehberlik anlamına çok başarılı idi. Fotoğraf makinami çıkardığım an bir görevli gelip profesyonel fotoğraf makinası ile çekim yapamayacağımı sadece telefon ile çekim yapabileceğimi söyledi. Herkes lahit önünde fotoğraf cekiyor, gorevliler ise düzeni saglamaya çalışıyordu. Açıkçası o ani anlatmak zor. Bu kadar sevenini görmek sevindirici oldu benim için. Diplomasını, cubbesini, kepini alıp atasina koşanlar da vardı, bebek arabasıyla bebeğini getirip atasinin lahiti önünde fotoğraf çeken de. Mutluluk ve kivanc dolu bir andi benim için de. Çok kalmadan ben de 1-2 fotoğraf çektim, mimari detaylari sevdiğim için binayi da cektim.

Mozole binasini meydan da fotoğrafladiktan sonra Anıtkabir muzesi için siraya girdim. Kalabalıktan dolayi iceri gruplar halinde girildigi için siranin gelmesi 10-15 dakika sürebiliyor. Pandemi nedeniyle maalesef insanlar koşar adim müzeyi gezmek zorunda. Çünkü çok fazla bekleyen oluyor, içeride kalabalık oluşmamış için gorevliler insanlara acele etmesi için ikazlarda bulunuyordu. Yapacak bir sey yok maalesef.

Anıtkabir Aslanlı Yol

Anıtkabir muzesi çok güzel duzenlenmis, herşey dokumante edilmiş, ışık tasarimi ve mimari detaylariyla güzel bir müze. Müzede fotoğraf cekmek yerine ani yasamayi istedim. İlk kisimda fotograf cekimi yasak iken ikinci kisimda flassiz olmak kaydiyla cekim yasak değil. Müzede milli mücadelede görev almış bir çok subayın özgeçmişleri ve fotoğrafları da yer alıyor. Müzenin çıkışında Anıtkabir ve Atatürk temalı ürünlerin satıldığı bir hediyelik eşya dükkânı da var, burası da hınca hınç doluydu. Her zaman yaptığım gibi magnet ve uzerinde Atatürk imzasi olan bir buff aldim.

Anitkabir gezisi sonra otele donmeden once ev yemekleri yiyecek bir yerler bulmak icin oldukca ugrastim ama cok basarili olamadim. Anitkabir ile otel arasinda, Anittepe/Yucetepe civarinda basarisiz bir yerde corba ve kokorec yedim, ikisi de cok basarisiz idi. Çorba sonradan ısıtılmış, kokoreç ise pişmemiş idi. Memnuniyetsiz bir şekilde odama donerken soda, bira ve su aldım. Gece de erkenden uyudum, sıcak ve sıcakta yürümek yoruyor.

Ankara’daki 2. günümde, gezmeye sabah erkenden başladım. Planımda öncelik müzelerin. İlk olarak Kurtuluş Savaşı Müzesi (I. TBMM binası) ‘ne gittim. 1920-1924 yılları arasında kullanılmış olan Kurtuluş Savaşı’ndan kalma 2 katlı bu taş bina, bağımsız Türkiye için yapılan çalışmaların ilk adımlarının atıldığı bina sayılabilir.

Müze içinde döneme ait belgeler, haberleşme araçları, yapılan uluslararası antlaşmaların belgeleri, fotoğraflar, Mustafa Kemal’in yazışmaları bulunuyor. Cumhuriyetin ne şartlarla kurulduğunu bizlere anlatan, tarih kokan, küçük ama başarılı bir müze.

Kurtulus Savasi muzesinden sonra hemen 100m ilerideki Cumhuriyet Tarihi Müzesi (II. Meclis binası) ‘ne gittim. I. Meclis binasının yetersiz kalması sebebiyle meclisin daha büyük bir binaya ihtiyaç duyması sebebiyle meclise dönüştürülmüş mimari olarakta çok güzel, 2 katlı taş bir bina. 1960 yılına kadar kullanılmış, 1981’de ise müzeye dönüştürülmüş. Atatürk’ün ünlü meclis çıkışı fotoğrafı bu bina önünde çekilmiş.

II. Meclis salonu genel görünüm

Müzede ilk 3 cumhurbaşkanımıza ait bilgiler, yazılar, kişisel eşyalar, fotoğraflar, toplantı tutanakları, mektuplar, milletvekillerinin kullandığı eşyalar, silahlar, madalyalar, hediyeler, meclis katiplerine ait bilgiler sergileniyor. Cumhuriyet tarihini yansıtması açısından çok başarılı düzenlenmiş. Müzenin üst katında cumhurbaşkanlarının, başbakanların, meclis başkanlarının ve meclis katiplerinin odaları var. Her Türk vatandaşının gezmesinin gerektiği kesin.

Meclis müzelerinden sonra yolumun üzerinde Anadolu Medeniyetleri Müzesi var. Ulus meydanından Ankara Kalesi’ne çıkan yokuşta bulunan müzeyi anlatmak için cümleler yetersiz kalabilir. Müzede inanılmaz bir eser çeşitliliği var, alanlar kronolojik olarak sıralanmış, sadece “taş eserlerin” (stel, heykel, kabartma vb.) gezerken bile zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyor ve bazı eserleri tam olarak inceleyememenin acısı hissediliyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri evet daha büyük ancak Anadolu tarihini daha iyi anlatan bir müze var mı bilemiyorum. Tüm gününüzü müzede geçirmeniz mümkün. Müzeyi 3 fotoğrafla sunmak ne kadar doğru bilemiyorum ama yapacak bir şey yok.

Hitit döneminden bir mektup metni
Ankara civarında bulunan antik dönem hayvan kemikleri
Kafatasının Midas’ın olduğu sanılıyor

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde uzun zaman geçirdikten sonra Ankara Kalesi’ne doğru çıktım ve bu kez de en sevdiğim müze tipi olan endüstri tarihi müzesi buldum, Rahmi Koç Ankara Müzesi. İstanbul ‘da bulunan müze kadar büyük olmasa da, eski haline bağlı kalınarak restore edilmiş 3 katlı bir han binasındaki 100’e yakın odada sergileme sunan müzede yok yok. Teknoloji, endüstri, günlük hayat, otomobiller, tekneler, su motorları, bastonlar, fotoğraf makinaları, bilgisayarlar, oyuncaklar, bisikletler ve burada sayamayacağım onlarca çeşit eşya. Gezmesi çok uzun sürebiliyor. Benim gibi mekanik konulara meraklı insanlar içeride değil saatler günler geçirebilir. Bu müze için verilen bilet sayesinde hemen yan binadaki Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’ni indirimli gezilebiliyormuş. Ben Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve Rahmi Koç Ankara Müzesi’nde akşama kadar gezdiğim için zaman yetmedi ve buraya giremedim.

Müzelerden çıkınca kaleyi gezmeye karar vedim ancak önce karnımı doyurayım istedim. Hemen kale meydanındaki bir yere oturup gözleme ve çay istedim. Ama yine istediğim tadı bulamadım. Gözlemedeki peynir bir garipti, çay da başarısız.

Yarım yamalak doyduktan sonra Ankara Kalesi’nin ara sokaklarına daldım, surlara çıktım, ara sokaklarda fotoğraflar çektim.

Kale çevresinde güneş altında yorulunca erkenden otel odama döndüm, yapacak daha iyi bir şey olmadığı için TV’ye ChromeCast bağlayıp takip ettiğim Youtube kanallarından videolar izledim. Dönerken aldığım biralardan da ancak bir tanesini içebildim sonra da erkenden uyudum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *