Yılgınlık

Yılgınlık üzerimdeki; iki kelime etmeyecek sorunlardan, kavgalardan ya da gecmişte yaşanmış, öğrenilmiş kötü huyların yaşamı zorlaştırmasından. Öylesine bir yılgınlık ki bu çekip gitmeyle tamamen gitme arasında dolaştıran. Arkama bak(a)mamayı isterdim, ama yapamam, hiç yap(a)amadım.

Boşvermeler, gülüp geçmeler, dalgacılık en belirgin belirtisi yılgınlığımın. Bazen susup kalıyor olmak, cevapsız öylesine. Elinden birşeyler gel(e)memesi, gelenlerin beş para etmemesi hatta beş para olarak bile değerlendirilmemesi belki sebep yılgınlığıma. Belki anlaşılamamak, anlatamamak -kendini, isteklerini, duygularını- yılgınlığı. Hep aynı zaman dilimlerinin kopyası yaşananlar, aynı anlaşılmazlık, aynı mono-diyaloglar.Boğaza düğümlenen; gözlerin sulanmasına, suskunca bir noktaya takılıp kalmaya sebep olan sözleri söyleyememe yılgınlıpı. Keşke söylemeseydim, keşke başka türlü söyleseydimlerle dolu bir hayata sahip olmanın yılgınlığı. Naif biri olup, ince düşünüp, başkasını kırmamaya çalışıp yine de sürekli yanlış anlaşılma yılgınlığı. Her söylediğinin tartılacağını, tahlil edileceğini, ileride yüzüne vurulacağını bilmek yılgınlığı. Belki bu yüzden konuşamamak, istediiğin gibi, aklına geldikçe. Herşeyi içine atmak, umursamaz tavırlar takınmak, rahat olmak belki yılgınlığa ilaç. Ama ya ağızda bıraktığı kötü tad?

Yıldım ben. Suçlanmaktan, kötü ilan edilmekten, kötülenmekten, yaralanmaktan
yara almaktan.

Gidiş

Geldigimde evde yoktun.Etrafima bakindim ugrayip ugramadigini anlayabilmek icin ama ne terliklerin ortadaydi ne de koltuk uzerine atilmis herhangi bir sey yoktu,zaten gelseydin anlardim odadaki kokudan.Ama yoktun,anlasilan henuz gelmemistin o geceden beri.Birakilan gazetelerin tarihinden 3 gundur seni goremedigimi anladim.
Continue reading

Bitiş

Yanımızdan birinin geçtiğini farkettim.Bizim yaşadıklarımızı dışardan baktığında anlamayacak bir “yabancı”.Birbirimize bakıyorduk. Belki umutsuz,şuçlayıcı,her an savunmaya geçecek gibi konuşma isteklisi -ama bunu belirtemiyorduk- durumda karşılıklı oturuyorduk.Ellerini birleştirmiş masadaki kültablasını izliyordun.O an ne düsündügünü bilmeyi istedim.Kafamda “Evet” ve “Hayır” lardan oluşmuş kelime yumakları vardı ve bir türlü çözülmüyorlardı.
Continue reading

Yolda

Otobüsteyim. Her zamanki Ankara-İzmir seferlerinden biri benim için. Değişen tek şey otobüs personeli ve yolcular. Hatta yine aynı koltuktayım. Cam kenarı, ortalarda bir yer, bu kez yine 21 numaradayım. Yanımda yaşlı bir amca var neyseki horlamıyor, kendi halinde sessizce uyuyor. Şu ana kadar geçirdiğim en güzel yolculuklardan biri bu. Fazla bir sorun yok hafif bir bel ağrısı dışında. O kadar olacak. Kaç saattır aynı yerde hareketsizce oturuyorum, senin için katlanıyorum ne de olsa. Sana ulaşmak için her iki ayda bir 8 saat/580 km yol tepiyorum nerdeyse.
Continue reading

Kış

Küçük bir çocukken sevdiğim tek şey makinelerdi. Onlara bakmaya,onlarla zaman geçirmeye, nasıl çalıştıklarını incelemeye bayılırdım. Tokat’ ın soğuk kış günlerinde benim gibi sürekli ağır bronşit geçiren bir çocuk için en iyi oyun sahası kömür sobamızın ısıttığı oturma odamızdı.
Continue reading